DOSTUNU BİR GÜN DÜŞMANIN OLACAKMIŞ GİBİ DÜŞMANINI DA BİR GÜN DOSTUN OLACAKMIŞ GİBİ SEV
Genel Şef
Üye No: 91196
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 7259
Nerden: SİLİVRİ/İSTANBUL
Rep Puan: 3724
GÜLDÜĞÜN GÜNLER AĞLADIĞIN GÜNLERDEN FAZLA OLSUN
|
 |
« : Nisan,04/14/08, 2008, 09:09:07 » |
|
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Kimse Türkiye'den belirli bir etnik gruba kültürel alanın dışında, ulus devlet ve üniter devlet yapısını tehlikeye sokacak düzenlemeler bekleyemez" dedi. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK), yurt içinde ve yurt dışında terör örgütü bulunduğu bütün bölgelerde etkisiz hale getirilinceye kadar, operasyonlara büyük bir kararlılıkla devam edeceğini'' bildirdi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı (KTBK) birliklerinde denetlemelerde bulunmak ve yıllık Plan Seminerine katılmak üzere KKTC'de bulunan Orgeneral Başbuğ, KTBK Karargahında, KTBK üst düzey personelinin de bulunduğu toplantında basın açıklaması yaptı.
Açıklamasında, Kıbrıs sorunu ve terörle mücadeleye değinen Orgeneral Başbuğ, şubat ayına Irak'ın kuzeyine yapılan askeri operasyonun başarısının altında ''hesaplı risk'' yattığını vurguladı.
''Operasyonun ne zaman, nereye, hangi birliklerle ve ne kadar süreli olarak icra edileceğinin aralık 2007'de belirlendiğine'' işaret eden Orgeneral Başbuğ, operasyon birliklerinin, kışlalarından büyük bir gizlilik içerisinde 21 şubat günü ''ileriye yanaştığını ve aynı gece de operasyonun icrasına başlandığını'' kaydetti. Orgeneral Başbuğ, ''bunu, ne bölücü terör örgütünün ne de medyanın tespit edebildiğini'' vurguladı.
Operasyon hakkında detaylı bilgi veren Orgeneral Başbuğ, ''Türk Silahlı Kuvvetleri, yurt içinde ve yurt dışında örgütün bulunduğu bütün bölgelerde terör örgütü etkisiz hale getirilinceye kadar, operasyonlara büyük bir kararlılıkla devam edecektir'' dedi.
KÜLTÜREL FARKLILIKLAR
Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel farklılıklara saygılı olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel alanda, bireysel kalmak ve ulus devlet yapısına zarar vermemek şartıyla kültürel zenginliklerin yaşanması ve yaşatılması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdiğini ve bazı uygulamaların devam etiğini anlatan Orgeneral Başbuğ, şöyle devam etti:
''Bunun ötesinde, kimse Türkiye'den belirli bir etnik gruba kültürel alanın dışında, ulus devlet ve üniter devlet yapısını tehlikeye sokacak, siyasal alanda, grupsal düzenlemeler yapmasını isteyemez ve bekleyemez.
Kültürel alandaki düzenlemeler herhangi bir şekilde siyasal alana doğru götürülmeye ve ikincil kimlikler birinci kimliğe dönüştürülmeye çalışılırsa ve bu konular ülke gündemine kasıtlı olarak devamlı sokulursa korkarız ki ülke kutuplaşmaya ve ayrışmaya sürüklenebilir. Bu Türk toplumuna karşı yapılabilecek en büyük kötülüktür.''
Bölücü terör örgütünün 1984'ten beri bunu başaramadığını ve Türk toplumun mayasını bozman isteyenler olduğunu, buna karşı sağduyulu ve dengeli olunması gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, bazı marjinal grupların Türkiye'yi götürmek istedikleri noktanın bu olduğunu, tuzaklara düşmemek gerektiğini vurguladı.
Orgeneral Başbuğ, ''bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleden sorumlu bir komutan olarak, bu endişesini paylaşmayı bir görev bildiğini'' belirtti.
''TEK ÇIKAR YOL''
TSK'nın, yurt içinde ve yurt dışında terör örgütü bulunduğu bütün bölgelerde etkisiz hale getirilinceye kadar, operasyonlara büyük bir kararlılıkla devam edeceğini bildiren Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:
''Sınır ötesi operasyon dışında, güvenlik kuvvetleri 2008 yılı içerisinde, yurt içinde icra etmiş olduğu operasyonlar neticesinde 51 teröristi etkisiz hale getirmiştir. Yine aynı dönemde 46 terörist sağ olarak ele geçirilirken, 41 terörist de kendiliğinden teslim olmuştur.
Özellikle bu operasyonlarla örgütün Şırnak'ın Küpeli, Bestler, Dereler ve Tunceli, Bingöl bölgelerinde bulunan unsurlarına çok büyük darbeler vurulmuştur.
Örgüte mensup teröristler ve destekleyicileri için tek çıkar yol vardır, o yol da Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim olmak ve yüce Türk adaletinin karşısına çıkmaktır.''
ADA'DA ADİL VE KALICI ÇÖZÜM
Kıbrıs sorununa, BM çerçevesinde, kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasının istenilen bir husus olduğunu kaydeden Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:
''Gerçekten Kıbrıs sorununa kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması isteniyorsa ilk önce, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin 1959-1960 antlaşmalarına dayalı '1960 Kıbrıs Cumhuriyeti' olmadığının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bir gerçek olduğunun ve ilgili tarafların eşit ve egemen şekilde ortaya konulacak 'ortak iradesi' olmaksızın soruna çözüm bulunamayacağının, herkes tarafından kabul edilmesi gerekir.''
GÜVEN ORTAMI
Mehmet Akif Ersoy'un ''hiç ibret alınsa tekerrür mü ederdi tarih'' sözüne atıf yapan Orgeneral Başbuğ, şöyle devam etti:
''Aralık 1963'te başlayan Rum saldırıları, 1964'te Erenköy, 1967'de Boğazköy ve Geçitkale saldırıları ile devam etmiş, 1974 yılına kadar geçen sürede Kıbrıs'ta kan ve gerginlik hakim olmuştur. Bunca yaşanılandan sonra, Kıbrıs Türk halkının, haklı nedenlerle Kıbrıs Rum tarafına karşı güven duyamaması, üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Kapsamlı bir çözümün bile hemen iki taraf arasında güven ortamı yaratabileceğini düşünmek zordur.''
''KKTC İYİ NİYETİNE KARŞILIK GÖRMEDİ''
KKTC'nin bugüne kadar iyi niyeti, barışçı ve uzlaşıcı yaklaşımlarının Güney Kıbrıs Rum yönetimi tarafından herhangi bir karşılık görmediğine işaret eden Orgeneral Başbuğ, ''KKTC uzlaşmadan ve çözümden yana tavır almasına rağmen Avrupa Birliği izolasyonları ile karşı karşıya kalmıştır. Bu durum da güveni sarsmaktadır'' dedi.
Orgeneral Başbuğ, mutlu barış harekatının sadece Kıbrıs Türk halkı için değil, Kıbrıs Rum halkı için de barış ortamı sağladığını, binlerce yabancı uyruklu şahsın, Türk ordusunun varlığıyla kendisini güvende hissederek KKTC'de yaşadığını anlattı.
Bu nedenle KTBK'nın adadaki varlığının, 1974 yılından bugüne kadar, Kıbrıs'ta yaşanan huzur ve güvenin sağlayıcısı ve teminatı olduğunun nutulmaması gerektiğinin altını çizen Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:
''Kıbrıs sorununun çözümünde, iki kesimlilikle garanti ve ittifak antlaşmalarının delinmeden ve sulandırılmadan korunması şarttır. İki kesimliliğin delinmesi, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin ipotek altına alınmasıdır.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve birliklerinde yapmış olduğum denetlemeler sonucunda, birliklerimizin üstün bir moral, eğitim, öz güven ve disiplin içinde, kararlı ve her an göreve hazır bir şekilde; başta Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve savunulması olmak üzere, kendilerine verilebilecek bütün görevleri mükemmel şekilde yerine getirebileceklerini görmekten büyük bir mutluluk duydum.''
''KİMSE YANLIŞ HESAP YAPMASIN''
Orgeneral İlker Başbuğ, KKTC halkının, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı duyduğu değişmeyen güven ve sevgisinin, güçlerini perçinlediğini ifade ederek, KKTC halkının, Türk ordusunun terörle mücadele verdiği desteğe Türk Silahlı Kuvvetleri adına teşekkür etti. Kıbrıs Türkünün yeni nesillere geçmişi iyi öğretmesi gerektiğini, bu hususun geleceğin teminatı olduğunu vurgulayan Başbuğ, KKTC'nin, kim ne derse desin bir gerçek olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
''Anavatanından güç alan mücahit Kıbrıs Türkü de, dünyada hiçbir topluma reva görülmeyen zulüm ve haksızlıklara, gelecek nesillere örnek teşkil etmesi ve ders alınması gereken müstesna bir fedakarlık ve azimle direnmiş ve var oluş mücadelesini bir devlet kurarak taçlandırmıştır.
Bunun bazıları tarafından iyi okunması ve anlaşılmasında sonsuz yararlar vardır. Kimse yanlış hesap yapmasın.''
GÜVENLİK HAREKATI
''Günümüzde, terör olaylarının küreselleşmesi nedeniyle birçok devlet, güvenlik konseptlerini, 'savunmayı' öngören tehditlere' dayalı stratejik düşünceden, sadece 'güvenliğe' ve 'risklere' dayalı stratejik düşünceye dönüştürdüğünü'' anlatan Başbuğ, şöyle devam etti:
''Ancak, Türkiye için durum çok farklıdır. Türkiye, içinde bulunduğu zor coğrafyada, simetrikten, yani klasik, diğer bir deyişle konvansiyonel, asimetriğe doğru uzanan geniş bir risk ve tehdit yelpazesiyle karşı karşıyadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu geniş tehdit yelpazesi karşısında, klasik harekattan iç güvenlik harekatına kadar tüm harekat nevilerini başarıyla icra etmektedir.''
''HESAPLI RİSK''
Şubat ayı içerisinde Irak'ın kuzeyine yapılan askeri harekatla ilgili detaylı bilgi veren Orgeneral Başbuğ, operasyona ilişkin kendisine yöneltilen soruların başında, ''harekatta elde edilen bu üstün başarının'' nelere dayandığı sorusu geldiğine işaret ederek, şunları söyledi:
''Operasyonun başarısının altında, alınan hesaplı risk yatmaktadır. Komutanlar, gerektiği zamanlarda hesaplı riskleri de alabilmelidir. Hesaplı risklerin esas itibariyle iki nedenle alınır: bölücü terör örgütü üzerinde baskın tesiri yaratarak,bölücü terör örgütüne en etkili darbeyi vurmak, operasyonu en az zayiatla tamamlamak. Bu nedenlerle operasyonun bölücü terör örgütünün en hazırlıksız olduğu, beklemediği zaman ve yerde icra edilmesi planlanmıştır.''
OPERASYONUN PLANLAMASI
''Operasyonun ne zaman, nereye, hangi birliklerle ve ne kadar süreli olarak icra edileceğinin, aralık 2007 ayında belirlendiğini'' belirten Başbuğ, ''Bu belirleme tamamen kendi istihbarat birimlerimizin elde ettiği bilgilere dayalı olarak yapılmıştır. Operasyonun icrası sürecinde kendi istihbarat vasıtalarımızın ve ABD istihbarat vasıtalarının elde ettikleri bilgiler kullanılmıştır'' dedi.
Operasyona katılacak birliklerin, ocak ve şubat ayları boyunca operasyona yönelik eğitim ve hazırlık yaptığını ifade ederek, ''Hesaplı risklerin alındığı operasyonlarda en küçük noksanlık veya hata kabul edilemez' diyen Başbuğ, meteorolojik şartların zorluğu ve değişkenliğinin en büyük risk olduğunu, bu riskin, ancak bu risklere karşı en mükemmel eğitimi almış ve en mükemmel teçhizatla donatılmış birlikler tarafından alınabileceğini vurguladı.
300 METRE DE EKSİ 29 DERECE EĞİTİM
Birliklerin 3000 metre yükseklikte, eksi 29 dereceye varan hava şartlarında sürekli eğitim yaptığını kaydeden Başbuğ, şöyle devam etti:
''Personelin fiziki dayanıklılığının artırılması eğitimine de özel önem verilmiştir. Verilen bu eğitim sayesinde, personel 40 kilograma varan yükleriyle üstün hareket yeteneği kazanmış, yine bu eğitim sayesinde bazı birliklerimiz, operasyon boyunca yani 8 gün ve gece süresince toplam sadece 16-17 saat uyuma ve dinlenme ile görevlerini aksaksız ve mükemmel şekilde yerine getirebilmişlerdir.''
''BU BİRAZ DA MUCİZEDİR...''
Bu eğitim sayesinde, birliklerin bu zor operasyonu hiçbir idari zayiat vermeden tamamlayabildiğini belirten Başbuğ, ''Aslında bu biraz da mucizedir. Bundan şu sonuç çıkmaktadır; gerçek şartlarda mükemmel eğitim almış birliklerin yenemeyeceği hiç bir zorluk yoktur. Başarıda elbette birliklerin sahip oldukları teçhizat ve kullanılan teknolojik imkanlar da önemli rol oynamıştır'' dedi.
Elde edilen başarının sadece bu faktörlere bağlı olmadığını vurgulayan Başbuğ, şunları söyledi:
''Diğer temel faktörler ise; Türk Silahlı Kuvvetlerini, dünyanın en önde gelen ordularının başında yapan değerlerdir. Bunlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin üstün disipline sahip oluşu, en küçük rütbelisinden en büyüğüne kadar kendilerine verilen görevlere yürekten bağlı olmaları ve başarıdan başka hiçbir şeyi düşünmemeleri, komutanlarının üstün liderlik niteliklerine sahip olmasıdır.''
Orgeneral Başbuğ, ''operasyonun esas itibariyle üç komando tugayı tarafından, büyük ölçüde gece süresince ve tamamen yaya olarak ve özel taktikler uygulanarak icra edildiğini'' kaydetti.
''Operasyon birliklerinin, kışlalarından büyük bir gizlilik içerisinde 21 şubat günü ileriye yanaştığını ve aynı gece de operasyonun icrasına başlanıldığını'' anlatan Başbuğ, bu durumu, ne bölücü terör örgütünün ne de medyanın tespit edebildiğinin altını çizdi.
''BUGÜNE KADAR OPERASYONLARDA ELDE EDİLEN EN BÜYÜK YÜZDE''
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, operasyonla ilgili olarak, şunları söyledi:
''Bu operasyon; bölücü terör örgütü üzerinde, bugüne kadar hiçbir operasyonda elde edilemeyen derecede bir baskın tesiri yaratarak; operasyon bölgesinde bulunan ve bölgeye takviye olarak gelen toplam 350'ye yakın teröristin 240'ını etkisiz hale getirerek ki bu netice yüzde olarak bölgedeki teröristlerin yüzde 70'inin etkisiz hale getirilmesidir, bu da bugüne kadar operasyonlarda elde edilen en büyük yüzdedir.
Bölücü terör örgütü unsurlarına unutamayacağı bir darbe vurarak, derin kar ve şiddetli soğuklarda terör örgütleriyle mücadele tarihine emsalsiz bir örnek olarak geçmiştir.
Bu operasyonu icra edenlerle Türk ulusu ve Türk ulusunun dostları gurur ve sevinç duymalıdır. Farklı tarafta ve düşüncede olanlarınsa endişe duymasından tabii bir şey olamaz.''
TERÖR ÖRGÜTÜNE DIŞARIDAN DESTEK
Türkiye'nin 1984 yılından beri bölücü terör örgütünün yarattığı terör tehdidi altında, terör olaylarıyla iç içe yaşayan bir ülke olduğunu belirten İlker Başbuğ, ''Bir ülkedeki terör örgütünün, dışarıdan destek almadan varlığını devam ettirmesi olanaksızdır'' dedi. Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:
''Bölücü terör örgütüne destek veren bazı ülkeleri, bugüne kadar birçok kez uyardık. Uyardığımız tüm ülkeler, dolaylı veya dolaysız bir şekilde terör örgütüne destek vermeye devam ettiler. Örneğin, Kıbrıs'ın güneyinde bulunan bazı bölücü terör örgütü destekçileri tarafından, örgütün dağ kadrosuna eleman temin edildiği ve örgüte maddi destek sağlandığı da bilinmektedir.''
TOPYEKÜN MÜCADELE
Terörle mücadele faaliyetlerinin, devlet tarafından ve topyekün şekilde yürütülmesi gerekliliği üzerine duran Orgeneral Başbuğ, şöyle dedi:
''Esas itibariyle güvenlik, ekonomi, sosyo-kültürel (eğitim ve sağlık dahil), psikolojik harekat ve uluslararası alanda, birbirleriyle paralel ve eş zamanlı olarak yürütülmelidir. Çünkü bu faaliyetler birbirini tamamlamaktadır. Faaliyetlerin bu şekilde etkin yürütülmesi, terörle mücadelenin sürecini kısaltır.
Devlet tarafından yürütülecek bu topyekün mücadelenin ana hedefi; örgüte ve destekleyicilerine terörle istedikleri hedeflere ulaşamayacaklarını göstererek, diğer bir deyişle onların başarı umutlarının yok edilmesidir.
Örgütün başarı umutlarının ayakta kalmasına yardımcı olacak davranış ve sözler, terörle mücadelede yapılabilecek en büyük hatadır. Bedeli daha fazla kan dökülmesidir.
Terörle mücadelede, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil güvenlik kuvvetlerine düşen görevse teröristleri neredeyse arayıp, bulup etkisiz hale getirmektir.
Bu nedenle güvenlik kuvvetleri her fırsattan istifadeyle yurt içinde ve yurt dışında, bölücü terör örgütüne, icra edeceği operasyonlarla etkili darbeler vurmalıdır. Bir operasyonla terör örgütü tamamen etkisiz hale getirilemez.
Bölücü terör örgütüyle mücadelede güvenlik kuvvetlerinin ana hedefi ise, terör olaylarını kabul edilebilir en düşük seviyeye indirerek, terör örgütünün marjinalize edilmesidir.''
''Terör olaylarının kabul edilebilir en düşük seviyeye indirilebilmesi içinse bölücü terör örgütünün silahlı kadrosuna devamlı darbeler vurulması ve devamlı zayiat verdirilmesi'' gerektiğini kaydeden İlker Başbuğ, ''Bölücü terör örgütünün silahlı kadrosu etkisiz hale getirilemeden, marjinalize edilemeden, diğer alanlarda alınacak tedbirlerle terörle mücadelede bir yere varılamaz. Terörle mücadele tarihi bu durumun örnekleriyle doludur'' dedi.
ÖRGÜTE KATILIM
''Güvenlik kuvvetlerin örgütün silahlı kadrosunu etkisiz hale getirirken, örgüte katılım hala devam ediyorsa terörle mücadele beklenenden de uzun sürer'' diyen Orgeneral Başbuğ, ''Bu görev devlete düşmektedir. O halde yapılması gereken, örgüte çeşitli nedenlerle katılanların örgüte neden katıldıklarının tespiti ile buna karşı gerekli tedbirlerin alınmasıdır'' ifadesini kullandı. Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:
''Katılımın ana nedenleri, örgütün; yaptığı propaganda faaliyetleriyle bazı kişileri kandırması ve yine bu kişilerin işsiz olmalarını istismar etmesi ve örgüte katılmaları için onları zorlamasıdır. Örgütün eline özellikle bu şekilde düşenlerin anne ve babalarının duyduğu üzüntüyü de anlıyoruz. Elbette katılımın diğer nedenleri de vardır. Örgüte katılımların engellenmesi ve kontrol altına alınması gerçekleştirilirken, aynı zamanda dağdaki teröristlerin örgütten ayrılması üzerinde de önemle durulmalıdır.''
PSİKOLOJİK MÜCADELE
''Terörle mücadelenin aslında psikolojik mücadele olduğunu, bu çerçevede, kamuoyuna ve medyaya görevler düştüğünü'' ifade eden Başbuğ, şunları kaydetti:
''Kamuoyu terörle mücadelenin süreci ve özelliklerine ilişkin doğru ve açık şekilde bilgilendirilmeli ve yetkililerce bilinçsiz yapılan açıklamalarla gerçek dışı beklentilerin içine de sokulmamalıdır.
Terörle mücadele bir süreçtir. Bu süreç zor bir süreçtir. Bu süreç acılıdır. Bu süreç sabır ister, kararlılık ister. Bu mücadelede hiçbir zaman karamsarlığa yer yoktur. Karamsar düşüncelerin ifadesi, örgüte yardımla eş anlamlıdır.
Bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleyse bir silahlı mücadeledir. Bu mücadelede görev alan komutanlara düşen temel görev, bu mücadelenin en az zayiatla yürütülmesidir.''
''Bu mücadelede maalesef bazı durumlarda güvenlik kuvvetlerinin de kayıpla karşılaştığını, kamuoyunun bu durumlara karşı hassasiyet göstermesinin elbette takdire şayan olduğunu'' vurgulayan Başbuğ, ''Ancak bu hassasiyetin gösterilmesinde dengenin korunamamasıyla terör örgütü propagandasına alet olunabilir'' dedi.
Cumhuriyetin kurulmasından beri zaman zaman devletin iç ve dış zorluklarla karşı karşıya geldiğini, ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin, devletin bütün kurum ve kuruluşlarıyla her türlü zorluğu ve güçlüğü yenebilecek güçte olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:
''Bu ulus, tarihin kendisine gösterdiği ve yaşattığı en zor şartlar altında bile, kendisine zorla dayatılmaya çalışılan bir antlaşmayı elinin tersiyle itip, çöken bir imparatorluğun külleri üzerinden, yepyeni bir devlet yaratan bir ulustur.
Anavatanından güç alan Mücahit Kıbrıs Türkü de, dünyada hiçbir topluma reva görülmeyen zulüm ve haksızlıklara, gelecek nesillere örnek teşkil etmesi ve ders alınması gereken müstesna bir fedakarlık ve azimle direnmiş ve var oluş mücadelesini bir devlet kurarak taçlandırmıştır.
Bunun bazıları tarafından iyi okunması ve anlaşılmasında sonsuz yararlar vardır.
Kimse yanlış hesap yapmasın.''
AA
|