Yarbay
Üye No: 406
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 560
Nerden: tekirdağ/şarköy
Rep Puan: 60
|
 |
« : Aralık,12/18/06, 2006, 01:59:04 » |
|
Peygamberlerin varlık sebebi veya peygamberlerin gönderiliş gayesi, insanın yaratılış gayesiyle aynı noktada birleşir. O da, Allah’a kulluktur. Cenâb-ı Hakk (c.c.), Kur’ân-ı Kerîm’de, Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk yapsınlar diye yarattım (Zâriyât, 51/56) buyurarak, bu hususa işaret etmektedir. Bir başka âyet-i kerimede, Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki, ona “Ben’den başka ilâh yoktur; o halde Bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım (Enbiyâ, 21/25) denilerek, aynı hususa işarette bulunulur.
Sıdk (Doğruluk), emanet (her hususta mutlak manâda emin olmak), tebliğ, fetanet (peygamberî akıl), ismet (günahsızlık) ve aklî-fizikî arızalardan berî olmak gibi altı temel sıfatla mevsuf bulunan peygamberlerin bu ana gönderiliş gayesi çerçevesindeki vazifeleri veya gördükleri fonksiyonlar, Din’i tebliğ (Âhzab, 33/39, Mâide, 5/67), insanlara güzel örnek olmak (En’âm, 6/90, Ahzâb, 33/21), dünya-Âhiret dengesini kurmak (Kasas, 28/77) ve insanların Âhiret’te haklarındaki hüküm dolayısıyla Allah’a itiraz haklarının olmamasının yolunu hazırlamaktır (Nisa, 4/165). (Gülen, Sonsoz Nur 1/ 66-80, 99)
Peygamberliğin Arapça karşılığı nübüvvet olup, bütün peygamberler öncelikle nebîdir. Nebî, Allah’tan vahy alan, ayrıca Allah’ın kendisini hüküm ve ilim ile serfiraz kıldığı seçkin zattır (Âl-i İmran, 3/69; En’âm, 6/89). Nebîler içinde kendilerine Kitap veya Sahifeler verilenler vardır ki, bunlara resûl denir. Resûl olmayan, yani kendilerine Kitap veya Sahifeler verilmeyen nebîler, kendilerinden önce gelen veya kendi zamanlarında yaşayan resûlün çizgisinde Din’in anlaşılıp uygulanması, insanlara anlatılması ve Kitap’la insanlar arasında hükmetme vazifesiyle mükellef kılınmış (Bakara, 2/213; Mâide, 5/44), Allah onlardan, kendi zamanlarında bir resûl gelirse ona mutlaka inanıp destek olacakları sözünü almıştır (Âl-i İmrân, 3/81). Resûller dahil bütün nebîlere, içlerinde Hz. Yahya gibi bazılarına daha sabî iken (Meryem, 19/12), Hz. Yusuf gibi bazılarına gençliklerinin ilk döneminde (Yûsuf, 12/22), Hz. Musa gibi bazılarına ise gençliklerinin ikinci devresinde (Kasas, 28/14) verilen hüküm, Kitab’ı anlama, onu uygulama, onunla hükmetme, uygulayıp hükmetme işinde ve doğru ile yanlışı ayırmada şüpheye düşmeme, dolayısıyla her meselede doğru ve yerinde karar verebilme, üstün idrak ve anlayış gücüdür (Râzî, Kurtubî). Kur’an-ı Kerim, peygamberlere hükümden başka ayrıca hikmet (Âl-i İmrân, 3/81) ve hususî bir ilmin de verildiğini vurgular (Yusuf, 12/22; Enbiyâ, 21/74; Meryem, 19/12). Peygamberlere verilen hüküm nasıl kendisinde asla şüpheye ve nefsânîliğe yer olmayan hüküm ise, onlara verilen ilim de, kendisinde asla cehaletin yeri bulunmayan, eşya ve hadiselerin manâ ve hakikatine nüfuz, insanın iç dünyasını, nefsin hallerini tanıma ve onu terbiye ilmidir (Râzî). Her ne kadar peygamberlik Cenab-ı Allah’ın bir lûtf u ikramı ise de, onda en azından onun derinlikleri, hattâ lâzımı olan hüküm ve ilim, söz konusu âyetlerde (Yusuf, 12/22; Kasas, 28/14) açıkça ifade buyrulduğu üzere, peygamberlerin ihsan sahibi, yani Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmelerinin (Müslim, İman, 1; Tirmizî, İman, 4), yaptıkları her işi mükemmel yapmalarının mükâfatıdır. Dolayısıyla, onlara verilen hüküm ve ilimde, ihsanının, takvasının derecesine göre başka mü’minler de pay sahibi olabilirler (Bakara, 2/269; Mâide, 5/44; En’âm, 6/122; Enfâl, 8/29; Hadîd, 57/28.
|