+ | YORUMCUYUZ.NET | FORUM | Youtube | Dizi izle |indir download| Ödev Arşivi | Siyasi Forum | Eğitim Ögretim

Eylül,09/07/08, 2008, 04:09:39 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 ... 29
1  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Akp Döneminde Yaşanan Ülkemin İlkleri : Bugün 02:38:56 pm
Okay Gönensin    Yorumcuyuz.Net Forumları Linklerin Ziyaretçilere Görülmesine İzin Vermiyor.
Linki Görebilmek İçin Ücretsiz ÜYE OL veya GİRİŞ YAP 07.09.2008
 
 Sıkışmış siyasi halleri 


İktidarda bulunan siyasiler basını sevmez. Sevmedikleri, “özgür basın”dır. Siyasi iktidarın denetiminde, etkisi altında olan, hatta iktidar nimetlerinden yararlanan basın da hep olagelmiştir.

Tayyip Erdoğan dün yeni bir saldırı başlattı. Hedefini de açık açık söyledi.

Sıkıntısı, Doğan Grubu gazetelerindeki Deniz Feneri “hırsızlığı” ile ilgili haberler.

Deniz Feneri olayı yolsuzluktan da öte, adi bir hırsızlık olayıdır. İnsanların dini duygularını sömürerek para toplamak, sonra bu paraları ticaret, hatta siyaset için kullanmak düpedüz hırsızlıktır.

Almanya’da görülen bu davayla ilgili haberler bir süredir bütün önemli gazetelerde yer alıyor. Bu haberlere yer vermeyenlerse, AKP’ye yakın gazeteler ve televizyonlardır. Bu gazeteleri okuyanların Deniz Feneri rezaletinden ve davanın Almanya’daki seyrinden haberi yok.

Tayyip Erdoğan’ın rahatsız olduğu haberler de bu haberler. Çünkü hırsızlıkla toplanan paraların ucunda bir AKP bağlantısı olabileceğine ilişkin bazı işaretler bulunuyor.

Erdoğan bunun için köpürmüş ve herhalde “en iyi savunma saldırıdır” diye düşünüp harekete geçmiştir.


***

Eğer AKP’nin, AKP hükümetinin ve çevresindeki bürokratlardan herhangi birinin Deniz Feneri rezaletiyle bir ilişkisi yoksa, normal olan, gerekli açıklamalar yapılarak, belgeler ortaya konularak olayın aydınlanmasına çalışılmasıdır.

Erdoğan normal yolu seçmedi. Tipik bir “sıkışmış siyasi hali” ile düzeyini de ne yazık ki fazla aşağıya çektiği bir saldırıda bulundu.

İktidar sahiplerinin çevrelerinde bol miktarda “şakşakçı” bulunur. Dün Erdoğan kendisinden geçmiş şekilde konuşurken bazı önde gelen AKP’liler de gevşek gülümsemelerle onu izliyordu.

Ama Erdoğan bunlara itibar etmesin. Yaptığının yanlış olduğunu, bu düzeysiz saldırının aslında kendisine zarar verdiğini söyleyenlere itibar etsin.

Dün Erdoğan’ın konuşmasını izlerken yaklaşık on yıl önceki bir sahneyi hatırladık. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller kendisini siyaseten kurtarmak için son bir hamle olarak basına saldırmıştı. Sultanahmet Meydanı’nda Erdoğan’ın dünkü üslubunun aynısıyla, ağır ama mesnetsiz iddialarla esmiş köpürmüştü.

Bugün Çiller evinde oturuyor. Kendisi hakkında “iyi bir başbakandı” diyeni bulmak da zor. Hatta birkaç yıl sonra gençler adını bile zor hatırlayacak ya da hatırlamayacak.

Sıkışan siyasinin halleri böyledir. Sıkışmamış, rahat, ne yaptığını bilen siyasinin halleri ise bunun tam tersidir.
2  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Deniz Feneri Sahtekarlığı : Bugün 02:32:55 pm
Okay Gönensin    Yorumcuyuz.Net Forumları Linklerin Ziyaretçilere Görülmesine İzin Vermiyor.
Linki Görebilmek İçin Ücretsiz ÜYE OL veya GİRİŞ YAP 07.09.2008
 
 Sıkışmış siyasi halleri 


İktidarda bulunan siyasiler basını sevmez. Sevmedikleri, “özgür basın”dır. Siyasi iktidarın denetiminde, etkisi altında olan, hatta iktidar nimetlerinden yararlanan basın da hep olagelmiştir.

Tayyip Erdoğan dün yeni bir saldırı başlattı. Hedefini de açık açık söyledi.

Sıkıntısı, Doğan Grubu gazetelerindeki Deniz Feneri “hırsızlığı” ile ilgili haberler.

Deniz Feneri olayı yolsuzluktan da öte, adi bir hırsızlık olayıdır. İnsanların dini duygularını sömürerek para toplamak, sonra bu paraları ticaret, hatta siyaset için kullanmak düpedüz hırsızlıktır.

Almanya’da görülen bu davayla ilgili haberler bir süredir bütün önemli gazetelerde yer alıyor. Bu haberlere yer vermeyenlerse, AKP’ye yakın gazeteler ve televizyonlardır. Bu gazeteleri okuyanların Deniz Feneri rezaletinden ve davanın Almanya’daki seyrinden haberi yok.

Tayyip Erdoğan’ın rahatsız olduğu haberler de bu haberler. Çünkü hırsızlıkla toplanan paraların ucunda bir AKP bağlantısı olabileceğine ilişkin bazı işaretler bulunuyor.

Erdoğan bunun için köpürmüş ve herhalde “en iyi savunma saldırıdır” diye düşünüp harekete geçmiştir.


***

Eğer AKP’nin, AKP hükümetinin ve çevresindeki bürokratlardan herhangi birinin Deniz Feneri rezaletiyle bir ilişkisi yoksa, normal olan, gerekli açıklamalar yapılarak, belgeler ortaya konularak olayın aydınlanmasına çalışılmasıdır.

Erdoğan normal yolu seçmedi. Tipik bir “sıkışmış siyasi hali” ile düzeyini de ne yazık ki fazla aşağıya çektiği bir saldırıda bulundu.

İktidar sahiplerinin çevrelerinde bol miktarda “şakşakçı” bulunur. Dün Erdoğan kendisinden geçmiş şekilde konuşurken bazı önde gelen AKP’liler de gevşek gülümsemelerle onu izliyordu.

Ama Erdoğan bunlara itibar etmesin. Yaptığının yanlış olduğunu, bu düzeysiz saldırının aslında kendisine zarar verdiğini söyleyenlere itibar etsin.

Dün Erdoğan’ın konuşmasını izlerken yaklaşık on yıl önceki bir sahneyi hatırladık. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller kendisini siyaseten kurtarmak için son bir hamle olarak basına saldırmıştı. Sultanahmet Meydanı’nda Erdoğan’ın dünkü üslubunun aynısıyla, ağır ama mesnetsiz iddialarla esmiş köpürmüştü.

Bugün Çiller evinde oturuyor. Kendisi hakkında “iyi bir başbakandı” diyeni bulmak da zor. Hatta birkaç yıl sonra gençler adını bile zor hatırlayacak ya da hatırlamayacak.

Sıkışan siyasinin halleri böyledir. Sıkışmamış, rahat, ne yaptığını bilen siyasinin halleri ise bunun tam tersidir.
3  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Deniz Feneri Sahtekarlığı : Bugün 12:21:51 pm
Yalçın BAYER
 Yorumcuyuz.Net Forumları Linklerin Ziyaretçilere Görülmesine İzin Vermiyor.
Linki Görebilmek İçin Ücretsiz ÜYE OL veya GİRİŞ YAP

 ’Deniz Feneri’nin bekçisi Erdoğan mı


BAŞBAKAN Erdoğan, bu kadar sert çıkışları neden yapıyor?

Zamanlamaya bakıldığında bunun yanıtı açık: Deniz Feneri ile ilgili yayınlar yüzünden...

Peki Deniz Feneri ile ilgili yayınların zamanlamasını kim yapıyor?

Alman savcılığı ve Alman mahkemeleri...

Bütün bunların Türkiye’de olan bitenlerle bir ilgisi var mı?

Yok.

Peki Başbakan neden bu kadar sinirli ve kendisine Doğan Grubu’nun cephe açtığı gibi bir kanaate vararak yakışıksız bir saldırıya geçiyor?

Çünkü Almanya’daki Deniz Feneri ile ilgili duruşma haberlerini sadece Doğan Grubu’nun gazete ve televizyonları veriyor.

Erdoğan’ın denetimindeki medya verebiliyor mu?

Hayır!

’Dinci medya’ bunları yayınlamaya cesaret edemiyor; çünkü iktidarla göbek bağları var. 1950’lerde böyle gazetelere ’besleme basın’ denirdi.

Deniz Fener yolsuzluğu da bu nedenle daha öne çıkıyor.

Esas fırtına önümüzdeki hafta kopabilir. Çünkü Alman mahkemesi, kararını açıklayabilir.

AMPUL+FENER

Devam edelim:

Deniz Feneri’nin gerçeği ne?

Kanal 7...

Bu kanala kim kol-kanat gerdi; hangi ’yenilikçi’, Erbakan’ı ikna etti?

Sebahattin Önkibar, Yeniçağ’daki köşesinde şöyle yazdı:

"Evet, bakmayın şimdi Tayyip Bey’in Kanal 7 ile ilişkim yok demesine, bu kanalın mimarı ve perde gerisindeki kurucusu bizatihi kendisidir."

Erdoğan, başkanlığı döneminde Büyükşehir Belediyesi’nin TV kanalını yandaşlarına olan Kanal 7’cilere vermedi mi? Altlarına araziyi kimlerin tahsis ettiği unutuldu mu?

Zekeriya Kahraman ve Zahid Akman baştan beri kimin yanındaydı?

Erdoğan’ın yanında AKP’nin ’ışığı’na yönelmediler mi?

’Aksaçlılar’a ihanet edilmedi mi? İlk dönemde Kanal 7’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten, daha sonra FP’ye Genel Başkan olunca ayrılan Recai Kutan (yerine Zekeriya Kahraman getirildi) bugün bu konuda neler düşünüyor acaba?

Bir başka gerçeklerin de ortaya çıkması beklenebilir.

Mübarek ramazanda Tayyip Bey gene sinirlenebilir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, bu grubun (Kanal 7) şirketlerine İstanbul Meslek Edindirme Kursları (İSMEK) üzerinden verdiği trilyonluk ihaleler!

Gazeteciliğin gereği olarak haliyle bu haberler daha da gündemde ağırlığını sürdürecek. (Tabii anlamak isteyenlere!)

Tabii ’işbirlikçiler’in adları ortaya çıktıkça tartışmalar daha da büyüyecektir.

Ve Deniz Feneri’nin Almanya ile Türkiye arasında yürüttüğü bütün yasadışı para işlemlerinde adres AKP’ye ve Erdoğan’ın yakınlarına doğru yöneldikçe bizler daha çok hedef olacağız.

Hani AB’cilerin ’demokratik ve özgür’ basını?

Erdoğan, bu ’karanlık ilişkiler sistemi’nin açığa çıkmasından mı korkuyor?

Deniz Feneri dönüp dolaşıp AKP’yi aydınlatıyor.

Sahi Başbakan, bir yakının söylediği gibi Kocaeli Garnizon Komutanı’nın Kandıra Cezaevi’nde iki paşayı ziyareti nedeniyle mi kendisini tutamadı da bu anlamsız sözleri sarf etti?

Erivan’ı gündemden düşürmek için mi?

Bir söz vardır; keser döner, sap döner, Bağdat’tan hesap döner.

GÜNÜN SÖZÜ

"MÜSLÜMAN bir ülkede saçı bitmedik yetimlerin, fukaranın, mesakinin (miskinlerin) hakları yeniyorsa, orada durum çok fena demektir. Saçı bitmedik yetimlerin haklarının yenmesi genelleşince azaba, felaket ve afetlere, her türlü bela ve musibete uğranılır. Allah zalimleri sevmez."

(M.Şevki Eygi)

Arşivden bir belge çıktı

ALMANYA’daki Deniz Feneri e.V. davasında Türkiye’ye kuryelerle yaklaşık 7 milyon Euro aktarıldığı Alman yargısının iddianamesinde ortaya çıktı ya... Bunun dışında yeni bir bilgiye göre, Almanya Deniz Feneri’nin Eylül 2006’da Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne 200 bin Euro transfer ettiği İçişleri Bakanlığı’nın resmi belgelerinde yer alıyor.

200 bin Euro, 12 Eylül 2006’da iki ayrı parti halinde gönderilmiş... Bu transfer, İçişleri Bakanlığı kayıtlarında ’hibe’ başlığı altında ve 34-090/003 kütük numarasında bulunuyor.

Almanya’dan Türkiye’ye aktarılan paraların belgesi, hükümetin, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in 16.10.2006’da TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesine gönderilen resmi yazılarla ortaya çıktı.

CHP’li Ateş, Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede "Uluslararası kuruluşlardan, yabancı uyruklu kişilerden, her ne ad altında olursa olsun, yardım, bağış alan kaç sendika, dernek, vakıf, meslek odası vardır? İsimlerini açıklar mısınız?" sorusuna yer vermişti.

Ateş’in soru önergesine, Başbakan adına dönemin Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin ile dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu yanıt verdi. Aksu’nun, Şahin’e gönderdiği 4.12.2006 tarihli yazının ekinde, yurtdışından yardım alan dernek ve vakıfların 77 sayfalık listesi yer aldı. Yazıda, Dernekler Yasası’na göre, derneklerin, önceden bildirimde bulunmak kaydıyla yurtdışındaki kişi ve kuruluşlardan yardım alabileceği belirtildi. Yazıda, dernekleri bakan veya mülki idare amirlerinin en az 24 saat önceden bildirilerek denetleyebileceği vurgulandı.

Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği, Almanya’daki skandalın dava duruşmalarının basında yer alması üzerine bir açıklama yapmış, bu haberleri "mesnetsiz bir kampanya" olarak nitelendirmişti.

70 MİLYONLA DALGA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ateş, kendisine iki yıl önce verilen bilgilerin devletin arşivinden çıktığını vurgulayarak "Görüldüğü gibi organik bağ var ve içli-dışlı çalışıyorlar. ’Organik bağ yok’ demek, bu ülkenin 70 milyonuyla dalga geçmektir" dedi. "Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde devlet bu kadar savunmasız olamaz" diyen Ateş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Her isteyen kuruluş dışardan istediği kuruluştan yardım alamaz. Böyle bir serbestlik hiçbir ülkede yok. Dernekler Kanunu’nun buna izin veren maddesi AKP döneminde düzenlendi. RTÜK Başkanı şimdi kalkmış, bu haberleri yapan basın yayın organlarını tehdit eder bir görüntü içinde; bir de RTÜK flamasını, yaptığı usulsüzlüklere kalkan olarak kullanıyor."
4  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Büyük Türk Milleti Silkelen Ve Kendine Gel................ : Bugün 12:13:54 pm
Sanırdım ki o hesap soracak


İNANÇ hırsızları, vatandaşın dayanışma duygusunu çalıyor.Başbakan bizi ahlaksızlıkla suçluyor.

Alman Mahkemesi, inanç hortumcularını yargılıyor.

Başbakan yine dönüp bize "Ahlaksız" diyor.

Alman savcının iddianamesinde dernek yetkililerinden birinin, paraların bir kısmını Başbakanlığa ilettiğini yazıyor.

Bunun bir de belgesini dosyaya koyuyor.

Ülkenin anamuhalefet partisi başkanı, bunu basın toplantısında açıklıyor.

Bunu da Doğan Grubu’na ait olmayan NTV televizyonu canlı yayınlıyor.

Başbakan dönüp yine bize "Ahlaksız" diyor.

Hatta gazeteyi yapan bizlere değil, sahibi Aydın Doğan’a yükleniyor.

Bu bana kurtla kuzu hikáyesini hatırlattı.

Hani şu akarsuyun alt tarafında su içen kuzuya, "Suyumu kirletme" diyen kurdun hikáyesi.

Kuzu, "Ben akan suyun alt tarafındayım, senin suyunu nasıl kirletirim" diye sorunca kurt ne cevap veriyordu:

"Ben seni yemeye karar verdim. Gerisi bahane..."

Başbakan herhalde basın özgürlüğünü yemeye karar verdi ki, sıra bahane aramaya kalmış.

Bulduğu bahane de, Deniz Feneri yolsuzluğu.

Yani mümin vatandaşın yardımlaşma duygusunu sömürenlere, çalanlara moral verecek bir konuşma.

* * *

Haberlere bir daha baktım.

Başbakan niye bu kadar öfkeli, onu anlamaya çalıştım.

Deniz Baykal’ın açıkladığı iddianamede ne deniyor?

Bazı uyanıklar, yardım için toplanan parayı Başbakanlığa gönderdiklerini söylemişler.

Bunun için bir de makbuz vermişler.

Erdoğan buna niye bu kadar öfkeleniyor?

Başbakan, "Ben para almadım" diyorsa, iş onun için daha da vahim demektir.

Demek ki Almanya’daki üçkáğıtçılar ile buradaki işbirlikçileri, bir tezgáh kurmuşlar ve buna Başbakanlığın adını da karıştırmışlar.

Sizce böyle bir olayda Başbakan kimin yanında olmalı?

Vicdan hırsızının mı?

Yoksa bu haberi veren gazetelerin mi?

Mantık ve vicdan şunu söylüyor.

Başbakan böyle bir olayda, kendi adını da hırsızlıklarına karıştıranları yargılayan mahkemenin ve bu haberleri yayınlayıp işi takip eden gazetelerin, televizyonların yanında olmalı.

Eğer o para Başbakanlığa iletilmediyse, Erdoğan’ın bizden önce onların karşısına dikilmesi, "Benim adımı ne hakla kullanıyorsunuz" diyerek bir dava da kendisinin açması gerekmez mi?

Ama o ne yapıyor?

Vicdan hırsızına kol kanat gerip bize bağırıyor.

Bağırmak da ne, hakaret ediyor.

Ahlaktan söz ediyor.

Ahlaksız burada değil Almanya’da ve sizin adınızı da kullanıp müminlerden para topluyor.

Kızılacak adam orada, suyu kirleten adam orada Sayın Başbakan.

* * *

Dünkü konuşma bir kere daha gösterdi ki, Başbakanımız eleştiriyi sevmiyor.

Başbakanımızın itiraza tahammülü yok.

Başbakanımız, "Bizim çocuklar, biraderler suç işlemez, bizim tarafta yolsuzluk olmaz" düşüncesini iman haline getirmiş.

Belediyelerden, yandaş gibi görünen derneklerden, iş çevrelerinden gelen pis kokulara burnunu tıkıyor.

Başbakanımız alışmış, alıştırılmış.

Biat istiyor.

Her taraf sütliman olsun, kol kırılınca yen içinde kalsın istiyor.

Ama bu çağ, iletişim çağı.

Hiçbir şey gizli kalmıyor.

Bizde kalsa da, elálemde kalmıyor.

Burada sorulmayan hesap, başka yerde mutlaka soruluyor.

Ahlaksızlık, yolsuzluk yerelleşirken, hukuk, hesap sorma, ceza verme küreselleşiyor.

Elinizdeki bütün devlet imkánlarını kullanarak burada basını sustursanız da, sınırın öte tarafında küresel bir yargılama başlıyor.

Anlayacağınız, ne bahane uydurursa uydursun, kurt kuzuyu yiyemiyor...

Ve Başbakan’a son bir cümle...

Türkiye, Erivan’da tarihi bir geceye hazırlanıyor.

Hepimiz umutla barışmayı bekliyoruz.

Böyle bir günde hem Cumhurbaşkanı’ndan, hem Türk milletinden, hem de Türk Milli Takımı’ndanrol çalmanın bir manası var mı?


E.özkök
5  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Deniz Feneri Sahtekarlığı : Bugün 12:07:13 pm
Deniz Feneri az! Okyanus Feneri lazım bunlara...


Yüzyılın tokadı...

Deniz Feneri.

Bakıyorum yazılıp çizilenlere...

Hep aynı benzetmeler yapılıyor:

"Dindar insanlarımızı kandırarak..."

"Temiz duyguları kandırarak..."

"Hassas yürekleri kandırarak..."

"Vicdanlı insanlarımızı kandırarak..."

"Saf Anadolu insanını kandırarak..."

*

Yok öyle!

*

Kendinizi kandırmayın...

Saf maf değil, o para kaptıranlar.

*

Bu dünyada her türlü katakulliye rıza gösterip, öbür dünyayı makbuz karşılığı satın almaya kalkan... Kaç euroysa ödeyip, cennette tapu kapmaya çalışan Şark kurnazı onlar.

*

Üzülmeyin sakın.

*

Gariban şehit çocuklarının yırtık pırtık çoraplarla gezdiği bir ülkede, Mehmetçik Vakfı dururken, Tanzanya’daki yoksullara iftar vermeye çalışıyorsa "vicdan sahibi" Anadolu insanı...

Bırakın dolandırsınlar kardeşim!

*

Sevaptır. Yılmaz ÖZDİL
6  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Akp Döneminde Yaşanan Ülkemin İlkleri : Bugün 12:26:56 am
AKP'nin ilkleri
 
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’a gidip Hocalı Katliamı’nın emrini veren Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın elini sıkmasını, “Bir ilk” diye yere-göğe koyamayanları gazetelerden okudukça bir dostun bize gönderdiği, “AKP’nin ilkleri” listesini hatırladık.
Bakınız bu “ilk” ler listesinde neler var!
1- İlk defa bir Başbakan “ Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz” dedi.
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı.
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru düştü.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura “IMF’yi ikna edin” dedi.
5- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı.
6- İlk kez bir kilise bankası Türkiye’de banka satın aldı.
7- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı.
8- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, İslamiyet’i yok etmeye yemin eden bir Papa’nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
9- İlk defa bir Başbakan “Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya” dedi.
10- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
11- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
12- İlk defa bir Başbakan, Yahudi düşünce kuruluşundan “Üstün Cesaret Ödülü” aldı.
13- İlk defa Türk askerinin başına çuval geçirildi.
14- İlk defa bir Başbakan “Bir dönem dini kullandık” dedi.
15- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
16- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
17- İlk defa tezkere reddedilmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı genelgesi ile tezkere gereği yapıldı (Silahlar Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a geçti.)
18- İlk defa bir Başbakan İslam dünyası ve Türkiye’nin sınırlarını değiştirecek bir projenin (BOP’un) eş başkanı oldu.
19- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden Hıristiyan (ABD) askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua etti.
20- İlk defa bir Başbakan Türkiye’yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
21- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
22- İlk defa bir Başbakan çiftçilere “Gözünü toprak doyursun, ananı da al git” dedi.
23- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
24- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
25- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için “Bu adamı kullanın, onu rögara süpürmeyin ” dedi.
26- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilâtı yerinde saydı.
27- İlk defa bir Başbakan’ın oğlu gemi aldı.
28- İlk defa başbakanın talimatıyla Kuran Kursu yıkıldı.
Listeyi yapanı öğrenemediğimiz için kendilerinden helallik diliyoruz.
Tabii ki “AKP’nin ilkleri” yalnızca bu 28 maddeden ibaret değil. İlk defa bir başbakan Amerikan şirketi Cargill lehine mahkeme kararları hilafına sürekli kanunlar çıkardığı için tazminata mahkum edildi. Yine bu dönemde ilk defa bir Başbakan şehide “Kelle” dediği için 3 kuruş tazminata mahkûm edildi ve ilk defa bir Başbakan, Katil Öcalan’a “Sayın” dedi.
Bu dönemde ilk defa devlet eliyle okullarda dağıtılan “Din Kültürü” ders kitaplarında Hz. Muhammed (s.a.v.)’ın minyatürleri yayınlandı. İlk defa Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların çocukları daha reşit bile olmadan AKP iktidar olur olmaz şirket kurdular, ticarete girdiler ve altı yedi yıl içerisinde her biri bu şirketlerde yılda 30-40 trilyon ciro yapar hale
geldiler.
İlk defa nüfus cüzdanlarından “Dinî” hanesi
kaldırıldı.
İlk defa bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı askerinin başına çuval geçirerek Türkiye’yi aşağılayan ABD’den özür bekleyen Türkiye’ye dönüp, “Büyük devletler özür dilemez” diyerek ABD’nin büyük bir devlet olduğunu açıkça kendi ülkesinin ise “küçük” olduğunu zımnen kabul etmiş oldu. Yine ilk defa bir Başbakan, terörle mücadelede sınır ötesi harekat için siyasi irade bekleyen TSK’ya, “Sen önce içeridekileri hallet” dedi.
İlk defa bir partili, bir milyon dolar rüşvet aldığına dair belgeler ortaya çıkınca Genel Başkan Yardımcılığından Başbakanın emriyle istifa ettirilerek, rüşvet iddiası Başbakan tarafından kabul edilmiş oldu ve yine Türkiye’de ilk defa rüşvet aldığı kabul edilen bir genel başkan yardımcısına partisi tarafından sahip çıkıldı, çünkü dokunulmazlığı kaldırılmayarak mahkemeye gitmesi engellendi.
Ve daha ne “ilkler” ne “ilk” ler...

 
7  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Büyük Türk Milleti Silkelen Ve Kendine Gel................ : Bugün 12:16:51 am
Gül yeni açılım adına Apo'yu affedip beraber Diyarbakır'a gider mi?
 
Kimse kendini ya da başkalarını kandırmasın, Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan’a gitmesi aslında yeni bir açılım adına değildir.
ABD ile AB istemiş ve hatta dolaylı olarak dayatmış, Abdullah bey de maç gününü bekleyip o ambalajla Erivan’ın  yolunu tutmuştur.
Efendim günlerce konuyu etüt etti demeyin, Sayın Gül’ün gideceği baştan belliydi, yapılanlar ise gidişine kamuoyunu hazırlamak içindi.
Rusya ile cepheleşen ABD ile AB, Kafkasya politikaları ya da çıkarları bağlamında Türkiye’nin Ermenistan ile yan yana olmasını istemiş ve bu zemini yaratmıştır.
Buradan da anlaşılıyor ki Türkiye’nin dış politikası artık  yüzde yüz ABD ile AB’nin kontrolüne girmiştir.
Abdullah Gül’ün birkaç gün önce ABD Başkanı Bush ile yaptığı telefon görüşmesi iyi irdelenmelidir.
Peki bu ziyaretten somut bir sonuç çıkar mı?
Washington ile Brüksel istediğine göre göreceksiniz çıkacaktır.
Mesela neler mi olur?
Ermenistan bugüne kadar tanımadığı Türkiye’nin sınırlarını tanıdığını resmen ilan mı eder?
Erivan’a giden her yabancı konuğun ziyaret etme mecburiyeti olduğu soykırımı anıtını ortadan mı kaldırır ve soykırımı iddialarından vaz mı geçer?
Ağrı Dağı’mızı sembol olmaktan mı çıkarır?
Hayır, hayır, hayır.
Bunların hiçbiri olmayacak.
Olacak olan, sınırın açılması, Ermenistan’ın Karadeniz’e çıkışı için bir güzergâh koridorunun verilmesi ve bu küçük  ülkeye mini kapitülasyonların sağlanmasıdır.
O zaman sorarım size bu neyin açılımıdır ve ülkemize ne kazandıracaktır?
Efendim diasporanın gazabını hafifletirmişiz?
Yok ya!.. Emin misiniz?
Yahu diaspora dediğiniz zaten emperyalizmin sivil koludur ve projeyle hareket eder. Siz bir-iki taviz verdiniz diye adamlar yüzyıla yakındır peşinde koştuğu hedeflerinden vaz mı geçecek?
Daha önce de yazdık dış politika kamuoylarını tatmin adına oynanan sempati ve görüntü oyunu değildir.
Cici görünerek, söz dinleyerek, taviz vererek ve boyun eğerek değil, büyük devlet olmak için var olan devletinizi bile koruyamazsınız!
Maalesef AKP ve onun izinde milim sapmadan yürüyen Cumhurbaşkanı gününü gün etme ya da onu kurtarma adına  devlet-i ebed müddet bağlamında ürkütücü tutumlar sergiliyor.
Tam bu noktada soralım, tıpkı Erivan’a gitme misali ABD ile AB, Kürt mes’elesini güya çözme manipülasyonuyla Abdullah Öcalan’ı serbest bırakın ve barışı yeşertin dese af yetkisi olan Cumhurbaşkanı yeni açılım ve aktif politika yutturmasıyla Apo eşkıyasına özel af mı çıkaracak?
Evet soruyorum, dış dinamikler dayatırsa Abdullah Gül Öcalan’la beraber Diyarbakır’a gidip güya barışı tesis için kol kola halkı mı selamlayacak?
Sakın bunun onunla ne alakası var demeyin, ikisi benzer konulardır. Bugün Ermenistan bağlamında böyle davranan, yarın Öcalan noktasında da pekâlâ öyle davranabilir. Erivan ziyaretiyle böyle bir karine oluşmuştur.
Ermenistan için bugün zemin müsait ve adım atılıyor, Öcalan için de göreceksiniz yine zemin inşa edilecek ve benzer tutumlar sergilenecektir.
Burada belirleyici olan ülkeyi yönetme zihniyetidir.
Abdullah Gül’e 90’lı yıllarda TBMM’de yaptığı konuşmalarını hatırlatıyor ve bırakın bizi ya da başkalarına kulak vermesini, kendi kendini dinlemesini tavsiye ediyoruz.sebahattin ÖNKİBAR


 
8  GÜNCEL / Politika / Yetim Hakkı Yiyeni Barındırmayacağız : Dün 06:30:45 pm
   Yorumcuyuz.Net Forumları Linklerin Ziyaretçilere Görülmesine İzin Vermiyor.
Linki Görebilmek İçin Ücretsiz ÜYE OL veya GİRİŞ YAP 06.09.2008
 
 Fener ışığında yoksul hakkı dişleme! 


Herkesin hırsız olduğu bir ülke varmış. Gece olunca, insanlar maymuncuklarını, fenerlerini yanına alır ve komşusunun evini soymaya gidermiş.
Gün doğar. Geri döndüklerinde yüklerini alırlarmış. Her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış.
Kimse kaybetmezmiş. Çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım “son kişi ilk kişiden çalana kadar” sürermiş. Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir
konunun açıklığa kavuşmasını istemiş:
“Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok” demişler.


***


Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkmaya başlamış, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmış.
Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.
Zengin daha zengin olmuş.
Fakir iyice fakir.
Ayrım çoğalmış.
Uçurum olmuş.
Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler.
Zenginden çalmak yasak.
Yoksulu soymak serbest.


***


Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terk etmiş. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar. Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece üzeri yazılı bir kâğıt bulmuşlar.
Kağıtta şunlar yazıyormuş: “Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok geç olmuş demektir.”


***


Bu yazıyı bana Demet Erel adlı bir okurum gönderdi.
Sizinle paylaşmak istedim. Görüyorsunuz “Deniz Feneri’ni bağış soyguncusu haline getirip yardımları da dişliyor ve yardımları dişlerken de ne kadar dini bütün, Allah’ını seven, milleti ve fakiri düşünen, garibin-gurebanın yanındaki adamlar” diye alkış alıyorlar. Bizim Türkiye’de alkış alan fenercilerin Almanya uzantılarını Alman hanım savcılar Sybille Gottwald ile Kristin Lotz, hapse tıkıyor ve Türkiye’deki savcıların neden harekete geçmediklerine şaşırarak bakıyorlar. Çünkü “Fener ışığında yoksul hakkı dişleme tezgâhının” altından yoksula dağıtacağım diye bağış toplayıp, şeytanın aklına bile gelmeyecek dalaveralarla, paranın büyük çoğunluğunu kişisel servetlere ve partidaşlara aktarma pislikleri çıkıyor.
Bir haber daha var.
Gaziantep’ten arsa haberi!
Devrin zihniyetini yansıtan kupon haber. Bu tip “arsa dişleme haberlerini” yurdun her yanından daha çok okuyacağız.
Antep’teki fıstıklı dişleme.
Hem de kaymaklı.
14 milyon YTL’ye sahiplerinden toplanan arazi, Gaziantep AKP Büyükşehir Belediyesi’nden “yüksek emsalli yapı yapılacak imar durumu çıkartmak” şartıyla 87.5 milyon YTL’ye satıldı.
Fener ışığında
Yoksul hakkı dişleme.
Yoksula dağıtacağım diye bağış toplayıp, şeytanın aklına bile gelmeyecek dalaveralarla, paranın büyük çoğunluğunu kişisel servetlere ve partidaşlara aktarma.
Antep fıstıklığında
Kaymaklı arsa dişleme
9  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Deniz Feneri Sahtekarlığı : Dün 06:25:23 pm
Göbeğini kaşıyan adama...


NE düşünüyorsun?..

Sence nedir bu olanlar?..

Farkına vardın mı?..

Biraz olsun çalışır gibi oldu mu kafan, göbeğini kaşıyan adam?..

(.........)

Bak:

Almanya’da camilerin avlusunda insanlardan "yoksullara yardım" diye para toplamışlar. O paraları bavullara doldurup doldurup kaçak-gizli yollarla Türkiye’ye getirmişler.

Kayıt-kuyut yok...

Bir Alman savcı, sen git yakala düzenbazları.

Yargılamanın ikinci duruşması yapıldı, kimi sanıklar var ki; o paraların Başbakan’a kadar gönderildiğini söylüyorlar, bu Almanların soruşturma kayıtlarında mevcut.

İşin içinde AKP’nin RTÜK Başkanı da var.

RTÜK ne işe yarar sence?

O televizyonların "ahlaki" yayın yapmasını sağlamak için kurulmuş, geçen seneden bu yana da filmlerde bile içki bardağı gözükmesini "dinen haram" diyerek yasaklamış bir yerdir...

Ama oranın AKP yandaşı başkanı, "Müslümanları kandırıp paralarını alarak bavulla Türkiye’ye getirip cebe atmaktan" sanık.

Almanya’ya gitse yargılanacak.

Ve Başbakan olsun, Adalet Bakanı olsun (tıpkı geçen gün AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın belgeli rüşvet rezaletinde olduğu gibi) tüm bunları görmezlikten geliyorlar.

Alman savcı harekete geçiyor da Türk savcılar oralı değil.

Ve Alman savcı, Türk hükümetinin soruşturmanın durdurulması için baskı yaptığını söylüyor...

*

İşte böyle; göbeğini kaşıyan adam.

Bilmiyorum bir şey anladın mı?..

Bence bir an için göbeğini kaşımayı bırakıp kafanı kaşısan, ben diyorum ki bir ihtimal anlarsın.

Ama bu çok düşük bir olasılıktır.

Çünkü ne okursun, ne izlersin, ne görürsün...

Ne anlarsın...

Ve tüm bu rezillikleri, vurgunları, soygunları, düzenbazlıkları sana güvenerek yaparlar...

Senden aldıkları oyla aslında seni soyarlar da anlamazsın sen...

Sen göbeğini kaşımaya devam et istersen...

Bekir COŞKUN
10  GÜNCEL / Politika / Erdoğan'dan Tam Destek : Dün 12:00:37 pm
körler sağırlar biri birini ağırlar misalı önce TÜRK milletine bakalım bu ziyareti halkın kaçtakaçı tasvip ediyor AB-D güdümlü politikaların varacağı  nokta burasıdır şimdi sizler başbakandan ayrı abdullah gülden ayrı siyaset bekliyemezsiniz bunların ikiside amerikan avrupa güdümlüdürler bunların ikiside müslüman görüntüsü altında uçakta papa karşılar el etek öperler bunlar papa öldüğü zaman ülkemin bayrağını yarıya indirir filistin lideri yaser arafat öldüğü xzaman cenazesine dahi gitmezler bunlar böyle şimdi bizim işimiz dua edip onların bu politikalarıyla ülkemin başından gitmesini sağlamak işimiz dualara kaldı çünkü hala millet ülkede neler olduğunu göremedi göremiyor..........................
11  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Büyük Türk Milleti Silkelen Ve Kendine Gel................ : Dün 01:22:06 am

 
 
CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL'ÜN ERMENİSTAN ZİYARETİ
 
 
 
BÜYÜK TÜRK MİLLETİ,

 

03 EYLÜL 2008 günü Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosunca; Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj SARKİSYAN’ın daha önceden yaptığı davete icabet ederek  06 EYLÜL 2008 Cumartesi günü yapılacak olan Türkiye-Ermenistan Dünya Kupası Grup Eleme maçını izlemek üzere Ermenistan Cumhuriyeti’nin başkenti Erivan’a gideceği kamuoyuna açıklanmıştır.

 

Muhalefet partilerinin, pek çok demokratik kitle örgütünün ve bu arada halkımızın büyük bir çoğunluğunun onaylamadığı böyle bir ziyaretin yapılacak olması ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyanların tarihte yaşanan bazı acılardan hiçbir ders almadıklarını bir kere daha gözler önüne sermiştir.

 

Şu anda Dünyanın en “ırkçı” devleti olan Ermenistan; 23 Ağustos 1990 tarihli “Bağımsızlık Bildirgesi”nin 11. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin Doğu Anadolu Bölgesini “Batı Ermenistan” olarak tanımlamıştır. Aynı Ermenistan, mevcut Anayasasında, Bağımsızlık Bildirgesindeki “milli hedefleri temel olarak aldığını” ifade etmiştir. Yani Ermenistan Anayasası Türkiye’nin sınırlarını ve toprak bütünlüğünü tanımadığı gibi; ülkemizden de toprak talebinde bulunmaktadır.

 

Bölgedeki devletlerin sınırlarını belirleyen ve bugün Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren Kars Antlaşması’nı tanımayan Ermenistan yönetimi, Ağrı dağını kendi amblemi olarak kullanmaktan da çekinmemektedir.

 

Ermeni terör örgütlerinin emperyalizmle işbirliği içinde geliştirdikleri ayrılıkçı isyan hareketleri üzerine Osmanlı Devleti’nin kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliği sağlamak için 1915’te aldığı “tehcir” kararı ve uygulaması bahane edilerek Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti sorgulanmakta adeta “soykırımcı” olarak tescillenmek istenmektedir. Diaspora Ermenileri ve Emperyalist devletler tarafından desteklenen bu asılsız iddialardan hareketle yaklaşık 25 ülke parlamentosundan “soykırım iddialarını tanıma” kararları çıkartılmıştır. Hatta bazı AB ülkelerinde çıkartılan yasalarla “Ermeni soykırımı yoktur” demek suç haline getirilmiş; Türk milleti adeta sanık sandalyesine oturtulmuş ve “suçlu” ilan edilmiştir.

 

            Türkiye ve Türk milleti aleyhindeki bütün bu çalışmalara her türlü desteği veren Ermenistan, 2015’te sözde “soykırımın 100. yılını” anma bahanesiyle “Büyük Ermenistan” hayalini ve asılsız Ermeni iddialarını dünya kamuoyunun önünde nihai hedefe ulaştırmak için çabalamaktadır.

            “Dört T” (Tanıtma, Tanınma, Tazminat ve Toprak talebi) ilkesini hayata geçirmek için topyekün bir strateji uygulayan diaspora Ermenileri ve Ermenistan’ın bu çalışmalarına karşı direnç gösteremeyen Türk dış politikası; Ermenistan-Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde ve Kafkasya’da yeni bir yapılanma içine giren ABD ve AB politikalarının “taşeronluğuna” mı soyunmaktadır?

 

            Bu ziyaret;

 

            * Türkiye’nin kendi siyasal iradesinin bir sonucu olarak mı; yoksa ABD’nin Kafkasya ve Hazar Havzası enerji üretim ve dağıtım politikalarının gereği olarak mı yapılmaktadır?

 

            * Azerbaycan Toprağı Karabağ’ı işgal ederek binlerce masum Azerbaycan Türkü’nü katleden Ermenistan’a karşı yaklaşık 20 yıldır kapattığımız kapıları yeniden açmanın bir aracı olarak mı yapılmaktadır? Kapılar açılarak, baştan beri bu talebi Türkiye’ye dayatan AB mi memnun edilecektir?

 

            * Ermenistan Türkiye aleyhindeki taleplerinde ve tutumunda bir değişiklik mi yapacaktır?

 

            * Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesine vesile mi olacaktır?

 

            * Karabağ Ermenilerinin ayrılıkçı faaliyetlerini sona mı erdirecektir?

 

            * Ermenistan’ın ülkesindeki PKK kamplarını kapatmasına ve PKK’ya verdiği desteği kesmesine mi yol açacaktır? 

 

            TÜRKİYEM TOPLULUĞU olarak, yukarıda vurgulanan tarihi gerçekler ışığında her ne gerekçeyle olursa olsun Ermenistan geleneksel Türkiye ve Azerbaycan politikalarından geri adım attığını açıklamadıkça Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu davete icabet etmesinin yanlış olacağı ve Türk milletinin onurunu zedeleyeceğini düşünüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün; kimilerince “Türkiye’nin geleneksel Kafkasya politikasından sapma olarak değerlendirilen” bu tarihi karardan bir an önce dönmesini bekliyor ve ülkeler arasındaki ilişkilerin diplomatik teamüllere ve karşılıklı çıkar ilişlerine göre yeniden yapılandırılmasını Türk Milleti adına talep ediyoruz.

 

SAYGILARIMIZLA.   

 

 

TÜRKİYEM TOPLULUĞU

MERKEZ YÜRÜTME KURULU
12  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Deniz Feneri Sahtekarlığı : Eylül,09/05/08, 2008, 04:51:26
Ertuğrul ÖZKÖK
 

 Vicdan hırsızlığı, at gözlüğü


ALMANYA’daki Deniz Feneri davasını hayretle ve dehşetle izliyorum.

Frankfurt’ta mahkemede yapılan itirafları, savcının, bilirkişinin söylediklerini hayretle ve dehşetle izliyorum.

Ama, Türkiye’de bazı çevrelerin bu dava hakkında yaymak istedikleri havayı daha da dehşetle ve hayretle izliyorum.

Meğer neymiş biliyor musunuz?

Doğan Gurubu’nun bir televizyon kanalı başvurusu varmış.

Buna izin verilmemiş.

O yüzden RTÜK Başkanı Zahid Akman’la ilgili bu haberi büyütüyormuşuz.

İnsaf yahu...

Sanki bu iddiaları yapan biziz.

Sanki insanların yardım duygularını sömüren vicdan hırsızları, topladıkları paranın yüklüce bir bölümünü iç etmemişler.

Yardım için toplanan paralarla, bazı kişilere on binlerce Euro maaş bağlanmış.

Ve sanki bunları biz uydurmuşuz.

Evet insaf yahu...

Hiç olmazsa insanları eşek yerine koymayın, daha zeki savunma yapın.

* * *

Bakın bu dava Almanya’da görülüyor.

Orası bir hukuk devleti.

Yargısı ciddi bir yargı.

Savcı iddia ediyor.

Bilirkişi, "Evet milyonlarca Euro amaç dışı kullanılmış, bir şirketten Türkiye’deki kardeş şirketine sifonlanmış" diyor.

Elindeki belgeleri mahkemeye sunmuş.

Siz bütün Türkiye’yi eşek yerine koyup, bu işi Zahid Akman meselesi haline getirip, uyutmaya çalışıyorsunuz.

İnsaf yahu.. İnsaf... Hiç olmazsa bu ramazan gününde yalana dolana başvurmayın.

İnsaf ve biraz insaniyet...

Enayi yerine koyup söğüşlediğiniz insanlara biraz saygı.

Mahkemeyi haber yapan gazetelere iftira atacağınıza, bu yolsuzluğu yapan vicdan hırsızlarının yakasına yapışın.

Sizi ne tutuyor?

Cemaat kardeşliği mi?

Yoksa bu talanın bir tarafından siz de mi çöpleniyorsunuz?

* * *

Bir ülke vicdanını da ideolojik kamplara bölmüşse, cemaat gözlüğü at gözlüğüne dönüşmüşse, felaket kapıya dayanmış demektir.

İnsanların yardım duygularını kemiren vicdan hırsızlarına karşı bile birlik olamayıp, biraderlerimizi korumaya kalkacak kadar dibe düşmüşsek, Allah sonumuzu hayretsin.

Hele bir de bunu yapanlar, Allah, Peygamber adını ağzından düşürmeyen insanlarsa, sadece hakkı hukuku değil, inancımızı da savunmak zorundayız demektir.

SON CÜMLE ÖNEMLİ

CEMAAT yazarıysanız işiniz kolay.

Bir komutan cezaevindeki iki emekli komutanı ziyaret ettiği zaman ne yazacaksınız bellidir.

Şablon hazırdır.

Dolaptan çıkarırsınız, Tanrı katına çıkardığınız o şahane egonuzu da bunun üzerine elbise olarak giydirip döşenirsiniz.

Hatta bütün komutanların tutuklanmasını bile isteyebilirsiniz.

Kim ne diyebilir?

Nasıl olsa cemaatten gelecek alkışlar da garanti.

Hayat devam eder gider.

Kimse size, "Refah Partisi’nin Adalet Bakanı cezaevindeki tutuklu belediye başkanını ziyarete gittiğinde, çok ağır eleştiriler yapmıştınız da biz mi işitmemiştik?" diye sormaz.

* * *

Oysa bu olaya da at gözlüklerini çıkarıp bakmak gerekir.

Genelkurmay’ın bir subayı, cezaevindeki eski iki komutanı ziyarete göndermesinin belki açıklanabilir bir yanı olabilir.

Ama kabul edelim ki, bu ziyaretin gösteri haline getirilmesi, bütün subaylar adına yapıldığının ilan edilmesi hoş bir görüntü değil.

Bu ziyaret belki, bazı subayların içindeki öfkenin yatışmasına hizmet etmiştir.

Ayrıca, iki komutanı ziyaret edip, Veli Küçük’ü ziyaret etmemesi, ilk bakışta insana olumlu bir düşünce olarak da gelebilir.

Ama bu ayrımı yapmak, Genelkurmay’ın mı yoksa yargının mı üzerine düşer?

O zaman açıklamanın sonuna koyduğunuz "Yargıya saygımız tamdır" sözlerinin de anlamı kalmıyor.

Yine de açıklamaya bu cümlenin konması önemlidir diye düşünüyorum.

Yargının da bu cümlenin samimiyetine güvenip, hiçbir etki altında kalmaması için önemli bir dayanak olarak kabul edilebilir.


13  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Deniz Feneri Sahtekarlığı : Eylül,09/05/08, 2008, 04:49:02
5 Eylül 2008 
 
Tufan TÜRENÇ
 Yorumcuyuz.Net Forumları Linklerin Ziyaretçilere Görülmesine İzin Vermiyor.
Linki Görebilmek İçin Ücretsiz ÜYE OL veya GİRİŞ YAP

 Deniz Feneri rezaleti


REZALETİ hep birlikte izliyoruz. Türkiye’deki savcılar pek ilgilenmiyorlar ama Alman meslektaşları bu işin üzerine çok ciddi bir şekilde gittiler.

Almanya’daki Deniz Feneri’nin yöneticileri topladıkları paraları ceplerine indirmek suçuyla yargılanıyorlar.

Deniz Feneri’nin merkezi Türkiye’de.

Yargılamadan anladığımıza göre Almanya’da toplanan milyon Euro’ların bir kısmı orada iç ediliyor, geri kalanı da Türkiye’ye gönderiliyor.

Türkiye’ye gelen paralar ne oluyor, bunu bilen yok.

Belli ki o paralar da buradaki yöneticiler tarafından iç ediliyor.

Deniz Feneri bir yardım kuruluşu.

Ama anlaşıldığına göre öyle yardımla filan pek ilgisi yok.

Toplanan paraların sadece önemsiz bir kısmı muhtaç insanlara dağıtılıyor, geri kalanı ceplere indiriliyor.

Almanya’daki sanıkların ifadelerine göre Deniz Feneri’ni kuranların ve yönetenlerin iktidar partisiyle bağlantısı var.

AKP’ye yakın olan Kanal 7 de işin içinde.

Deniz Feneri olayı hayır adına yapılan bir rezalet.

* * *

Aynı rezalet dinci holdinglerin Almanya seferlerinde de yaşanmıştı.

Bilindiği kadarıyla bu holdinglerin dini kullanarak "Allah adına" topladıkları paraların 50 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Para miktarının kesin olarak saptanamamasının nedeni bir kaydı kuydu olmaması.

Dinci holdinglere "Allah adına" para verenler, karşılığında bir belge bile almaya gerek görmemişler.

Bunu Almanya’da yaptığımız araştırmada varını yoğunu, 30 yıllık emeğinin birikimini bu tip holdinglere kaptıranlara sormuştum:

"Belge almadan yıllarca çalışıp alın teriyle biriktirdiğiniz, çocuklarınızın rızkını bu adamlara nasıl kaptırdınız?"

Verilen yanıt hep aynıydı:

"Camide topladılar. Yanlarında müftü vardı, caminin imamı vardı. Onlar da ’Verin, bunlar Müslüman insanlardır, hakkınızı yemezler’ dediler. Biz de inandık verdik."

Tabii burada hepsi kendilerine vaat edilen mark bazında yüzde 25 faizi söylemiyorlardı.

Bu faiz üç beş ay ödeniyor, sonra gerisi gelmiyordu.

* * *

Erbakan Hoca zamanında da aynı rezaletler yaşanmıştı.

"Bosna’daki çaresizlik içindeki Müslümanlara yardım" diye toplanan milyonlarca markın da büyük bölümü iç edilmişti.

Olay soruşturuldu, davalar açıldı ama bir sonuç çıkmadı.

Çünkü şikáyetçi kimse yoktu.

Benim aklım bir şeyi almıyor.

Bir Müslüman, dini kullanarak böyle bir sahtekárlığı nasıl yapabilir?

Zavallı insanları nasıl kandırıp elinden varını yoğunu alabilir?

"Allah adına" toplanan bu paraları nasıl cebine atabilir?

Hangi vicdan buna razı olabilir?

Hadi kulu takmıyor ama Allah’tan da mı korkmuyor?

Bu kadar ahlaksız, tıynetsiz, vicdansız nasıl olunabilir?

Yolsuzluklara damardan gireceğim diyen Başbakan bu olaylarla neden ilgilenmiyor?

Deniz Feneri rezaleti nedeniyle Almanya’da yer yerinden oynarken Erdoğan neden sus pus oturuyor?

Vicdanı neden sızlamıyor?

Yoksa hálá "Verirken bana mı sordular" diyor.


 
14  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Büyük Türk Milleti Silkelen Ve Kendine Gel................ : Eylül,09/04/08, 2008, 03:38:58
YİNE 4 ŞEHİT, DÖRT YARALI. NEREDEYSE HER GÜN BENZER MANZARA. İKTİDAR SUSKUN, YÜREĞİ DAĞLANAN ŞEHİT AİLELERİ VE YAKINLARI SAHİPSİZ. İNSANLARIMIZ CENAZE NAMAZLARINDA GÖZYAŞI DÖKÜP, EN FAZLA  “KAHROLSUN PKK”, “ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ”  DİYEBİLİYOR. EĞER ORADA BİR YETKİLİ DE VARSA O DA, “KANLARI YERDE KALMAYACAK, SUÇLULAR YAKALANACAK, TERÖRLE BİR YERE VARILAMAZ”   FASLINDAN BİR ŞEYLER KONUŞUYOR.
BÖLÜCÜ TERÖR NE ZAMAN BİTECEK BİLEN VAR MI? BU VATAN MÜCADELESİNİ NİÇİN SADECE GÜVENLİK GÜÇLERİ YAPIYOR? 2002’DE DİBE VURAN TERÖR NEDEN AZDI? NE OLDU DA DAĞDAN ŞEHİRLERE İNDİ? NEDEN SÜREKLİ CAN VERİYORUZ?   
GEÇEN GÜN KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞINI DEVRALAN ORGENERAL IŞIK KOŞANER,  “DEMOKRATİKLEŞME PAKETLERİNİN KOLLUK KUVVETLERİNİN YETKİLERİNİ KISTIĞINI, BUNUN DA BÖLÜCÜ TERÖRÜN İŞİNE YARADIĞINI”  SÖYLEDİ. HAKLI BİR SERSENİŞ, AMA DİNLEYEN YOK. GÜVENLİK GÜÇLERİ 2 YIL ÖNCE AB’DEKİ KADAR YASAL YETKİ İSTEDİĞİNDE HÜKÜMET,  “DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLERDEN BİR ADIM GERİ ATMAYIZ” CEVABINI VERMİŞTİ. NEDEN? MESELA; İNGİLTERE’DE GÖZALTI SÜRESİ 28 GÜNE ÇIKARILIRKEN, ÜLKEMİZDE NEDEN 4 GÜNE İNDİRİLDİ? İNGİLTERE’DE DEMOKRASİ YOK MU?
KISACA, TERÖRİSTLE MÜCADELENİN HUKUKİ ALT YAPISI İYİCE ZAYIFLATILMIŞ, MÜCADELE ÇOK ZORLAŞMIŞTIR. BU BİRİNCİ HUSUS.
İKİNCİ HUSUS İSE TERÖRÜN ÇIKIŞ SEBEBİYLE İLGİLİDİR. SORALIM TERÖRÜN GEREKÇESİ NE? AYRI BİR ETNİK/IRKTAN OLMAK İDDİASI. PEKİ BU GEREKÇEDE HAKLILIK PAYI VAR MI? ASLA. BU GERÇEĞİ GÖRMEK İÇİN DÜNYAYA, DEVLETLERE VE MİLLETLERE BAKMAK YETERLİDİR. AYRICA IRKÇILIĞI İSLAMİYET DE, İLİM DE REDDEDİYOR. ÇÜNKÜ BU HASTALIKLI BİR HALDİR. İNSAN BEYNİNE GİREN BİR VİRÜS GİBİDİR. SÖMÜRGECİLERİN İCADI BU VİRÜS ATILMADAN, TERÖR YOK EDİLEBİLİR Mİ? BU MÜMKÜN MÜ? EVET. İNANANLAR İÇİN ÇOK  KOLAY. ÇÜNKÜ BİZ HAKLIYIZ, DÜNYA GERÇEĞİ BİZİMLE.
İYİ DE BUNU KİM YAPACAK? ELBETTE HÜKÜMET. AMA BEYİNLERE SOKULAN ETNİK/IRKÇI VİRÜSÜNÜ YOK EDECEK BİR PLAN VE ÇALIŞMA YOK. HATTA TERSİ VAR. YANİ KÖKENİ NE OLURSA OLSUN BİR MİLLET OLDUĞUMUZ GERÇEĞİ DEĞİL, ÇOK SAYIDA ETNİK PARÇALARDAN MEYDANA GELEN TOPLULUK OLDUĞUMUZ İDDİASI ÖNE SÜRÜLÜYOR.
BUNA KARŞILIK PKK İKİ KOLDAN, HEM TERÖR, HEM PROPAGANDA İLE SALDIRIYOR. SÖMÜRGECİLERİN İDARESİNDE BEYİN YIKAMAK İÇİN TAM BİR PSİKOLOJİK MÜCADELE VERİYOR. MEŞRULAŞMAK İÇİN HER FIRSATI, HER ZEMİNİ KULLANIYOR. BUNA TBMM DAHİL. DAHA İKİ GÜN ÖNCE, İSTANBUL, ADANA VE DİYARBAKIR’DA YAPILAN MİTİNGLERDE NELER OLMADI Kİ? MİLLETVEKİLLERİ BAŞTA, PKK SLOGANLARI, TERÖRİSTBAŞININ FOTOĞRAFLARI ELLERDE ALENEN DEVLETİMİZE VE MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE MEYDAN OKUNDU.  “BARIŞ, DEMOKRASİ, KARDEŞLİK” İSTİYORLARMIŞ (!) TERÖRİSTİN ADINI  “GERİLLA”  KOYAN BU HAİNLER,  “KİMSENİN KÖYÜNÜ YAKMADIK. BİZ DİLİMİZİ, KİMLİĞİMİZİ VE ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ İSTİYORUZ” DİYEREK, YALANA SARILIP, KUZU POSTUNA BÜRÜNDÜ.
ANA KARNINDAKİ ÇOCUĞA KADAR ÖLÜM KUSANLAR, KÖYLERİ YERLE BİR EDENLER, BUNLAR DEĞİLMİŞ. BU ÜLKEDE BİN YILDIR HERKES İSTEDİĞİ GİBİ KONUŞMUYOR, KÜLTÜRÜNÜ YAŞAMIYORMUŞ GİBİ.
BURADA  “DİLİMİZİ-KİMLİĞİMİZİ”  İSTİYORUZ DERKEN, KASITLARI İNSANLARIMIZ DEĞİL. DAYATTIKLARI; İKİ DİLLİ, İKİ KİMLİKLİ, İKİ UNSURLU DEVLET REJİMİDİR. ÖZETLE EGEMENLİĞİ PAYLAŞMAYA KALKIŞMIŞLAR. İYİ DE, BÖYLESİNE BİR DURUM DÜNYANIN NERESİNDE VAR?  ETNİK GRUPLARIN MEVCUDİYETİ, BİR MİLLET OLMAYA NEDEN ENGEL  OLSUN?
ABD’YE BAKIN. 40 PARÇALI AMA EGEMENLİK TEK, KİMLİK TEK, DEVLET TEK, RESMİ DİL TEK, MİLLET TEK. O DA İNGİLİZCE VE AMERİKAN MİLLETİ. AVRUPA’YI SAYMAYA GEREK YOK, ÇÜNKÜ HEPSİ TEKLERE DAYANIYOR. 
PEKİ ÇOK ORTAKLI EGEMENLİK YOK MU? VAR. SÖYLEYELİM, 300 BİN KİŞİNİN HAYATINA MAL OLAN ESKİ YUGOSLAVYA BÖYLEYDİ. ŞİMDİ PARÇA PARÇA OLDU, 6 DEVLETE BÖLÜNDÜ. SONU NEREYE VARACAK BELLİ DEĞİL. BELÇİKA İKİ ORTAKLI, ŞİMDİ BÖLÜNMENİN EŞİĞİNDE. ÇEKOSLOVAKYA VARDI BÖLÜNDÜ, ÇEK VE SLOVAK CUMHURİYETİ OLDU. IRAK’TA EGEMENLİĞİ PAYLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR. ONUN İÇİN, ŞİMDİDEN  KAN GÖVDEYİ GÖTÜRÜYOR. 
SONUÇ: TEK MİLLETE DAYALI EGEMENLİK PAYLAŞILAMAZ, BU ÇEKİRDEK PARÇALANAMAZ. 
AÇIKÇA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ, ÜLKEMİZİN BÖLÜNMESİ EMPERYALİST BİR PROJE, PKK DA ONUN MAŞASIDIR. KAMUFLAJI İSE,  “DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK-KARDEŞLİK-EŞİTLİK-BARIŞ”  SLOGANLARIDIR.
ŞİMDİ SORALIM: SİYASİ İKTİDARIN BÖLÜCÜ TERÖRLE TOPYEKÜN MÜCADELE İÇİN HAZIRLANMIŞ BİR PLANI VAR MI? 
CEVAP HAYIR İSE, BU TERÖR BİTMEZ.
15  GÜNCEL / Siyaset Meydanı / Akp Yi Çok Sever Dik... : Eylül,09/04/08, 2008, 03:43:26
Milletin duygusunu sömürüp kendilerine gemi almışlar! 
 
Alman Savcı, VATAN'a açıkladı

Hilal ÖZTÜRK-Bülent GÜNAL
--------------------------------------------------------------------------------


Almanya’da fakir fukaraya yardım için topladıkları 18.5 milyon euro’yu Türkiye’ye transfer ettikleri iddiasıyla yargılanan Deniz Feneri Derneği’nin soruşturmasını yürüten Alman Savcı Sybille Gottwald, “Atlas 1 adlı yolcu gemisinin bağış paralarıyla satın aldığını tespit ettik” dedi. 

Almanya’da geçen yıl başlayan ’Deniz Feneri Operasyonu’yla ilgili son gelişmeler dudak uçuklatmaya devam ediyor. Deniz Feneri iddianamesini hazırlayan Alman Savcı Sybille Gottwald VATAN’a yaptığı özel açıklamada, “Euro 7’nin (kanal 7’nin Almanya’daki pazarlama şirketi) Atlas 1 adlı gemiyi topladığı bağış paralarıyla satın aldığını tespit ettik. 9 Eylül’de yapılacak duruşmada gemiyle ilgili iddialar ön plana çıkacak. Ayrıca Türkiye’deki bağlantıları da bu duruşmanın konusu olacak” dedi.

Haydarpaşa’ya demirledi

Deniz Feneri Almanya operasyonunun fitili geçtiğimiz yıl başında ateşlenmişti. Frankfurt polisinin Deniz Feneri Derneği ile Kanal 7 televizyonunun Almanya Temsilciliği’ne dolandırıcılık ve para aklama iddiasıyla düzenlediği baskınla eş zamanlı olarak bir gemi de gündeme gelmişti: Atlas 1. Geçen yıl Haydarpaşa Limanı’nda demirleyen geminin ise Kanal 7’nin Almanya’daki pazarlama şirketi ’Euro 7 GmbH’çıkması gemiyi daha da gizemli hale getirmişti. O dönem yine VATAN’a konuşan Frankfurt savcılığı sözcüsü Doris Müller-Sheu Atlas 1 adlı geminin bağış adı altında toplanan 14 milyon euro ile alınıp alınmadığının araştırıldığını söylemişti. Henüz geminin bağış paralarıyla alındığını tespit edemedikleri için gemiyle ilgili herhangi bir yasal işlem başlatılamamıştı.

1.1 milyon euro’ya aldılar

Geminin fiyatının 1.1 milyon Euro olduğunu belirten Sheu, gemiyi yakın takibe aldıklarını da sözlerini eklemişti. Atlas 1 gemisi işte tüm bu tartışmaların yaşandığı günlerde, 9 Nisan 2007 tarihinde Haydarpaşa Limanı’na demirlemişti.  Geminin bakım ve onarımının yapılıp sefere hazırlanmak üzere Türkiye’ye getirildiği söylenmişti. Atlas 1 gemisinin önceki adının Baltic Kristina olduğu, Letonya Devleti tarafından uluslararası ihaleyle satışa çıkarıldığı ve en yüksek teklifi veren Euro 7 tarafından 1 milyon 114 bin 285 Euro’ya satın alındığı açıklanmıştı. Ancak Euro 7 yetkilileri bu paranın tamamanın Vakıfbank Frankfurt Şubesi’nden kredi kullanılarak ödendiğini savunmuştu. Ancak, Frankfurt savcılığı yaklaşık 1 yıl süren soruşturmanın sonunda Atlas 1 gemisinin toplanan bağışlarla alındığını tespit etti. Savcı Gottwald 1 milyon 114 bin 285 Euro’nun büyük kısmının bağış paralarıyla karşılandığını VATAN’a açıkladı.

40 milyon euro topladılar .

Almanya Frankfurt’ta merkezi bulunan Deniz Feneri Derneği, 2006 yılında Frankfurt savcılığı tarafından takibe alındı. Kara para aklama ve dolandırıcılık iddialarıyla ilgili yürütülen ön soruşturma yaklaşık bir yıl sürdü. Hazırlık soruşturması sonunda 25 Nisan 2007’de, Derneğe yönelik 340 polisin katıldığı bir operasyon düzenlendi. Dernek yöneticileri Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş ve Mehmet Taşkan bu operasyonla tutuklandı. Operasyon kapsamında Deniz Feneri Derneği, Kanal 7 INT’in binası, 14 ev ve işyerinde yapılan aramalarda, çok sayıda belge, bilgisayar, muhasebe kaydı ve yazışmaya el konuldu. 2002-2007 yılları arasında Deniz Feneri Derneği, yaklaşık 40 milyon euro topladı.

TESETTÜR OTELE DE PARA AKTI MI?

Deniz Feneri Derneği’nin incelemeye alınan para havalelerinin içinde 2004 yılında Çeşme’de açılan tesettür otel Club Familia’nın da adı geçiyor. Alman polisi, Deniz Feneri’nin ya da Almanya’daki adıyla DFD e.V.’nin, Club Familia Çeşme Holiday adlı şirketle de bağlantısının bulunduğunu belirlemişti. Club Familia Çeşme’nin 2004’teki açılışına AKP Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan ile AKP’li Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Demircan da katılmıştı.

GEMİYİ YUNANLILAR’A SATTILAR

VATAN, Atlas 1 gemisinin izini sürdü. Lloyd’s List’in (Uluslararası Denizcilik ve Ulaşım Haber Portalı) resmi verilerine göre Atlas 1, soruşturma başlayınca 2007 Mart ayında Euro 7 tarafından, Yunan Ventouris adlı Yunan şirketine satıldı. Geminin adı 2007 yılının Haziran ayından itibaren kayıtlara ’Badis’ olarak geçti. Badis, 2007 Aralık’ta tekrar el değiştirirerek ’Rigel’ adını aldı. Bu kez gemiyi satın alan firma Saphir Marine adlı bir başka Yunan şirketiydi. Geminin işletmesini Perla Line adlı Yunan şirketi üstlendi. Tartışmalı gemi, 2007 yılının temmuz ayından itibaren Türk karasularına girmedi. Lloyd’s List yetkilileri ise geminin şu anda Arnavutluk’ta demirli olduğu söyledi.

Kanal 7’nin yönetim kadrosu

Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman

Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan

Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çelik

Beyaz Holding yönetimi

Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman.

Başkan Yardımcısı Mustafa Çelik.

Yönetim Kurulu Üyeleri İsmail Karahan.

Yönetim Krulu Üyesi Mehmet Gürhan

Karaman’ın yönetim kurulu üyesi ve ortağı olduğu bazı şirketler

Yeni Dünya İletişim Anonim Şirketi

Yurt İletişim ve Haber Ajansı Ticaret Anonim Şirketi

Mepa Medya Anonim Şirketi

Hayat Görsel Yayıncılık Anonim Şirketi

 
Sayfa: [1] 2 3 ... 29
İstatistikler
Üye: 191730
Mesaj: 376872
Konu: 74001
Hoş geldiniz fiko05, yeni üyemiz.
Sponsor Linkler
Geveze.net Türkçe Mirc
mirc
Trsohbet.com Chat
sohbet
Oruçoğlu Nakliyat
Evden Eve Nakliyat

Akdeniz Nakliyat
Evden Eve Nakliyat
Bunlara Baktınız Mı ?

Forum Yarışmaları
Online Üyeler

Daha Fazla İstatistik
Foruma Üye Ol
Forumda Görev Al

Son 10 Konu

El Habibi Motor Yü...

Yaşam Amacınızı Ke...

Spiderman 3 Full ...

Yaşanan Geyikler

Bir Bilgeye Sormuş...

Mesaj Yazan El Has...

Trabzonluyum

Osmanlının İlk Man...

Dünyanın En Çirkin...

İsminizi Söyleyin ...
Duyuru
Arşiv

şiir yarışmaları resim yarışmaları site haritası ses yarışmaları forum yarışmaları atatürk resimleri islami resimler ramazan ayı ve bayramlar dini hikayeler ilahi peygamberler güncel haberler hukuk siyaset forumları  siyaset meydanı siyasi kara kuvvetleri hava kuvvetleri deniz kuvvetleri silah sistemleri askeri resimler hayvanlar alemi hastalıklar rüya tabirleri komik videolar edebiyat forumu meslek rehberi ödevler diyet oyun download full oyunlar cs serverleri online oyunlar knight online avrupadan futbol iddaa cep için videolar cep için filmler film izle flim izle belgesel izle forum dizi izle amatör müzik mp3 yerli Türkçe klipler şarkı sözleri arabeks rapçılar program paylaşım msn smf google forumu emo youtube

iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması

YORUMCUYUZ.NET | FORUM | Youtube | Dizi izle |indir download| Ödev Arşivi | Siyasi Forum | Eğitim Ögretim | Powered by SMF 1.1.4.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
Bu Sayfa 0.947 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu


YORUMCUYUZ.NET
Sitemize üye olarak hizmetlerimizden en iyi sekilde yararlanabilir ve forumda ücretsiz yazar olabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.

kapat