+ | YORUMCUYUZ.NET | FORUM | Youtube | Dizi izle |indir download| Ödev Arşivi | Siyasi Forum | Eğitim Ögretim

Ağustos,08/30/08, 2008, 01:33:29 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



  Konuları Göster
Sayfa: [1] 2 3 ... 18
1  GENEL / Hastalıklar / Cilt Hastalıkları : Eylül,09/11/07, 2007, 10:16:42
Aft nedir?

AFT

TARİF:
Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.

Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.

Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?

STRES
Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.
Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.
YİYECEKLER
Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.
TRAVMA
Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.
DİŞ MACUNU
Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan "sodyum lauryl sulhate" ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.
Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom's of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)
SİSTEMİK HASTALIKLAR
Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.
Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.
DİĞER NEDENLER
B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.


yukarı

Tedavi
Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:



Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:
Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
"2% hydrogen peroxide" solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,
Yemeklerden önce aft bölgesine "xylocaine" solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.
Aft üzerine uygulanacak "orabase", "Gly-oxide", "Cankaid","Ambesol" gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
"sucralfate" tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.
Özellikle aftı başlangıç aşamasında "tetrasiklin" tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid "%0.1 lik triamcinalone" uygulanması ya da steroidli bir gargara "betamethasone syrup" ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
"Chlorhexadine" gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.
"Tetrasiklin" şurup la hazırlanan 12,500 unite "nystatin", 1.25 mg "diphenhydramine", ve 0.25 mg/m "hydrocortisone" karışımı 'shotgun' solusyonu olarak kullanılabilir.
2  GENEL / Sağlık / Hipokrat Yemini : Eylül,09/07/07, 2007, 10:40:58
Tıpta yemin denilince ilk akla gelen "Hipokrat Andı" dır. Hipokrat (M.Ö 460 – 377), yaklaşık 2500 yıl önce tıbbın özellik arz eden bir san’at olduğu fikrini benimseyerek, bu san’atı yapacak olanları belli bir yemin etrafında birleştirmek ve san’atın kutsallığını ifade edebilmek amacı ile böyle bir metni gelecek kuşak hekimlere miras bırakmıştır.

Hipokrat andını daha iyi anlayabilmek için Hipokrat’ın hayat öyküsünü bilmekte fayda var.

Hipokrat Kimdir?

Günümüzde tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat (Hippocrates) İsa'dan önce 460 yılında bugün Yunanistan'a bağlı olan Kos adasında doğmuştur.

Kendisi hekim Heraklides'in oğludur. Yaşadığı dönem san’atçı ve entellektüellerin ilk kez gerçeği aradıkları zamanlar olan Yunan döneminin altın çağıdır.

Yaşadığı dönemdeki inanışın aksine hastalıkların olağanüstü güçlerden ve tanrıların gazabından kaynaklandığına inanmamış, her hastalığının fiziksel ve gerçekçi bir açıklaması olduğunu düşünmüştür. Çalışmalarını gözlemler üzerine oturtmuş, tıbbı bilim ve san’at haline getirmiştir.

Kendisi zatürree ve çocuklardaki epilepsi (sara) hastalığının belirtilerini ilk tanımlayan hekimdir. Yine düşünce ve duyguların kalpten değil, beyinden kaynaklandığı fikrini ortaya atan ilk kişidir.

San’atını icra etmek üzere tüm Yunanistan’ı dolaşmış, Kos adasında bir tıp okulu kurup düşüncelerini öğretmiştir. Öğretisi genelde etik (ahlaki değerler) ağırlıklıdır. Bu etik boyut, Hipokrat andında da açıkça görülmektedir.

Bilimsel tıbbın kurucusu olan büyük hekim İsa'dan önce 377 yılında ölmüştür. Yetmişi bulan çalışmaları daha sonra kitap haline getirilmiş ve 18.yüzyıla kadar tıpta klasik kitap olarak 20 asırdan uzun bir süre kullanılmıştır.

2400 yıldan beri mesleğe adım atan tüm hekimlerin değişik şekillerini okuduğu Hipokrat Yemini; sanılanın aksine Hipokrat’ın bizzat kendisi tarafından değil, büyük olasılıkla oğlu veya öğrencilerinden biri tarafından İsa'dan önce 5. yüzyılda yazıya dökülmüştür.

Hippokrat yemini tıbbi etik ile ilgili bilinen en eski metinidir ve prensipleri değişikliğe uğramış olsa bile zaman, yer, sosyal düzen ve dinlerden bağımsızdır.

Hipokrat'ın ilk kuralı; hekimin gerek düşünceleri gerekse seçtiği tedavi ile "hastaya zarar vermemesi" dir. Hipokrat yemini hekimlik san’atının önemli sembollerinden birisidir.

Hippokrat andı herhangi bir bağlayıcılığı ve yasal yaptırımı olmamasına rağmen metin hekimlik tarihi ve yasaları açısından önem taşımaktadır.

HİPOKRAT ANDI

Hekim Apollon Aesculapions, hygia panacea ve bütün Tanrı ve Tanrıçalar adına.
And içerim, onları tanık ve şahit tutarım ki, bu andımı ve verdiğim sözü gücüm kuvvetim yettiği kadar yerine getireceğim.
Bu san’atta hocamı, babam gibi tanıyacağım, rızkımı onunla paylaşacağım. Paraya ihtiyacı olursa kesemi onunla bölüşeceğim. Öğrenmek istedikleri takdirde onun çocuklarına bu san’atı bir ücret veya senet almaksızın öğreteceğim.
Reçetelerin örneklerini, ağızdan bilgileri şifahi malumatı ve başka dersleri evlatlarıma, hocamın çocuklarına ve hekim andı içenlere öğreteceğim. Bunlardan başka bir kimseye öğretmeyeceğim.
Gücüm yettiği kadar tedavimi hiç bir vakit kötülük için değil yardım için kullanacağım.
Benden ağı (zehir) isteyene onu vermeyeceğim gibi, böyle bir hareket tarzını bile tavsiye etmeyeceğim.
Bunun gibi bir gebe kadına çocuk düşürmesi için ilaç vermeyeceğim. Fakat hayatımı, san’atımı tertemiz bir şekilde kullanacağım.
Bıçağımı mesanesinde taş olan muzdariplerde bile kullanmayacağım. Bunun için yerimi ehline terk edeceğim.
Hangi eve girersem gireyim, hastaya yardım için gireceğim. Kasıtlı olan bütün kötülüklerden kaçınacağım.
İster hür ister köle olsun, erkek ve kadınların vücudunu kötüye kullanmaktan sakınacağım. Gerek san’atımın icrası sırasında, gerek san’atımın dışında insanlarla ilişkideyken etrafımda olup bitenleri, görüp işittiklerimi bir sır olarak saklayacağım ve kimseye açmayacağım.
Bu andımı tuttuğum sürece, hayatım ve san’atımın icraası bana mutluluk versin, tüm insanlar tarafından her zaman saygı göreyim, eğer yeminimden dönersem bunun zıddı bana az gelsin.

Vegrorum arcana visa, audita intellecta nemo eliminet

Tıptaki Diğer Yeminler

Tıpta yemin, Hipokrat’tan sonra da "Galen", "Laennec", "Hufeland" gibi ünlü isimlerin de ilgi odağı olmuş ve bu hekimler de kendi oluşturdukları metinleri tıp dünyasına armağan etmişlerdir. Ancak yeminlerin sadece isimleri değişmiş, anlam ise "Hipokrat Andı" nda olduğu şekli ile kalmıştır: "Hayata saygı duymak ve zarar vermemek".

Çağımızın Hipokrat Andı

Son yıllar içinde; Amerikalı ve Avrupalı doktorlar tarafından, 2500 yıldır hekimlere yol gösteren Hipokrat yemini, doktorlarla hastaların gereksinimlerini bir araya getirecek şekilde güncelleştirilmiştir.

Bu profesyonel sözleşmede kamu güvenini sağlama, modern dünyada doktorların etik sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olma ve hasta gereksinimlerinin öncelikli olması hedeflenmektedir.

Londra’daki Kraliyet Hekimler Birliği’nden George Alberti, "The Lancet" ve "Annals of Internal Medicine" de ortak olarak yayınlanan bu sözleşmeyi, "modern tıp pratiğinin rehberi" olarak tanımlamıştır.

Hipokrat’ın zamanında önemli olmayan hasta hakları, ekip çalışması, diğer profesyonellere saygı gibi konular, bugün doktorların ilgilenmesi gereken alanlar haline gelmiştir.
"Yeni etik kod"ların, hasta-doktor ilişkisinde bir mihenk taşı olacağı uzmanlar tarafından belirtilmektedir.

Amerikan-İngiliz işbirliğiyle ortaya çıkan sözleşme, hastaların korunmasını temin eden sorumluluklara dikkat çekmektedir.

Tıp İlmi Hakkında…

Tıp diğer pozitif bilimlerden biraz farklı bir daldır. Teorik bilginin yanı sıra pratik bilgi ve yetenek de gerektirir. Bu açıdan bakıldığında bilimin yanısıra "zanaat yönü" nün de olduğu düşünülebilir.

Bazı batılı kaynaklar ve özellikle antik dönem yazarları tıbbı, bir "san’at dalı" olarak da kabul etmektedirler. Bu pratiğin geliştirilmesi eskiden olduğu gibi günümüzde de usta-çırak ilişkisi çerçevesinde olmaktadır. Bu nedenledir ki Hipokrat, ünlü yemininde hocalarından "ustalarım" diye söz etmektedir.

Üstelik bu ustaların yaşlı ya da genç olması da fark etmemektedir. Çünkü her tıp adamı diğer meslektaşlarından sürekli bir şeyler öğrenme süreci içerisinde mesleklerini icra etmekte ve kendilerini geliştirmektedirler. Bu yönden tüm hekimler ömürleri boyunca aslında birer çırak ve öğrencidirler.

"Hastalık yoktur, hasta vardır"
Tıp eğitimimiz süresince kazandığımız en önemli nosyonlardan birisi de "hastalığı değil, ama hastayı tedavi etmeye" çalışmaktır. Çünkü bir hastalık pek çok kişide ayrı şekillerde belirtilerle kendini gösterebilir ve biz hekim olarak o hasta için en uygun tedavi seçeneğini seçmek durumundayız. Yine, bir kişi için o hastalığı tedavi etmek için bir yöntem kullanılırken diğer bir kişi aynı hastalıktan muzdarip olsa bile çok daha farklı bir yönteme cevap verebilir veya ilk hastadaki yöntem ikinci hasta için uygun olmayabilir.

Daha iyi anlaşılabilmesi için bir örnek vereyim.  Basit bir idrar yolu enfeksiyonuna sahip (idrarında aynı mikrobu taşıyıp, aynı şikayetlerle hekime gelen) üç ayrı hastaya karşı aynı hekimin üç ayrı yaklaşımını ele alalım:
İlk hasta örneğin gebe ise ancak belli grup antibiotikler ancak reçete edilebilir veya kişi gebeliğin ilk aylarında ve hastalığı pek fazla sıkıntı yaratmıyorsa bebeğin sağlık durumu da düşünülerek yalnızca bol su içmesi önerilebilir.
İkinci hasta örneğin yaşlı veya ilaç alerjisi olan birisi ise yine belli grup antibiyotikler ile tedavi yoluna gidilebilir. Bir takım antibiotikler bu kişide bir takım allerjik rahatsızlıklar yaratabilir.  Yine, kullanılan ilaçların hastanın karaciğer, mide veya böbreğinde problemi varsa uygun şekilde düzenlenmesi önemlidir.
Üçüncü hasta şikayetlerinin çok hızlı geliştiğini ve yüksek ateş ve ileri derede halsizliğinin olduğunu ifade ediyor ve bu şikayetler muayene ve laboratuvar bulguları ile de destekleniyorsa hastaneye yatırılarak ilaç ve serum tedavileri başlanabilir.

İşte aynı şikayetlere sahip üç ayrı hastaya üç ayrı yaklaşımın getirdiği tedavi yöntemleri..  Görüldüğü üzere bizde "hastalık yoktur, hasta vardır"...


HEKİMLİK ANDI NEDİR?

Ülkemizde tıp fakültesini bitirirken mezun olan doktorlara ettirilen yemin ise Hipokrat andının biraz değiştirilmiş ve günümüze uyarlanmış şeklidir.


HEKİMLİK ANDI

Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığım şu anda,
hayatımı insanlık yoluna adayacağımı açıkça bildiriyor
ve söz veriyorum.
Hocalarıma saygı ve gönül borcumu her zaman koruyacağıma,
sanatımı vicdanımın buyrukları doğrultusunda dikkat ve özenle yerine getireceğime, hasta ve toplumun sağlığını baş görev sayacağıma, benden hizmet bekleyen kimselerin sırlarına saygılı olacağıma ve onları saklayacağıma,
hekimlik mesleğinin onurunu ve temiz töresini sürdüreceğime,
meslektaşlarımı kardeş bileceğime, din, milliyet, ırk, siyasi eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime,
insan hayatına kesinlikle saygı göstereceğime, baskı altında kalsam bile tıp bilgilerimi insanlık değer ve yasalarına karşı kullanmayacağıma,
açıkça, özgürce ve namusum üzerine and içerim.
[/b]


3  GENEL / Anne Ve Çocuk Sağlığı / Normal Doğum : Eylül,09/07/07, 2007, 10:37:51



 

Doğum nasıl gerçekleşir?

Ailelerin çocuk sahibi olmaya karar verdiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır.

Her şey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

Normal doğum; 40. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder.

İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece % 5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine girer.
Anne adayının sancı olarak algıladığı düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan süreye de "Eylem" veya "Travay" adı verilir.

Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi üç ana faktöre bağlıdır. Bunlar; rahme bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bu üç faktör;

Güçler (rahim kasılmaları)
Yol (kemik yapı)
Yolcudur (bebek).

Doğumun olabilmesi için rahim açılabilmesi için düzenli aralıklarla kasılmalıdır ve bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Aşağıdaki resimlerde 40 haftasını tamamlamış bir gebelikte bebeğin rahim içindeki duruşu izlenmektedir.

   
 


Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır.

Normal doğumun gerçekleşebilmesi için son olarak, bebeğin geçeceği yol ile yolcu (bebek) arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır.  Bebeğin  normalden iri veya yolun normalden dar olması doğumun olağan gidişatını engelleyecektir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüksü bir tıkaçla kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır.

Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları ("Braxton Hicks kasılmaları") adı verilen bu kasılmalar dinlenmekle geçer ve genellikle şiddeti zamanla artmaz.

Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem kendiliğinden başlar. Bazen doğum eylemini suni sancı ile desteklemek gerekebilir.

Yalancı doğum sancıları düzensiz aralıklarla gidip gelen, süresi kısa (15-20 saniye) olan ve hafif ağrılar iken gerçek doğum sancıları ise daha düzenli aralıklarla gidip gelen, şiddeti gittikçe artan ve araları kısalan, 45-60 saniye kadar süren, rahimde açılma ve silinmeye neden olan ağrılardır. Özetlemek gerekirse;

Gerçek doğum sancıları:
Kasılmalar düzenli olarak tekrarlar ve kasılma araları sıklaşarak 2-4 dakikada bire düşer.
Kasılmaların şiddeti gittikçe artar 45-60 saniye sürer.
Rahim ağzında yumuşama ve açılmaya sebep olur.

Yalancı doğum sancıları:
Kasılmalar düzensiz aralıklarla olur, araları uzundur ve düzenli tekrarlama olmaz.
Kasılmaların şiddeti aynı kalır, gelip geçici ağrılardır.
Kasılmalar çoğu kez dinlenmekle geçer ve rahim ağzında açılmaya neden olmaz.

Doğum bazen sancılar hiç başlamadan amnion zarının yırtılması sonucunda amnion suyunun gelmesiyle de başlayabilir.

Amnion sıvısı rahim içindeki bebeğin beslenmesi yanında bebeği dış travmalardan ve enfeksiyonlardan koruyan önemli bir içeriktir. Amnion zarının yırtılması sonucu suyun gelmesi ile hem bebek hem de anne adayı enfeksiyonlara maruz kalabilecektir.

Genellikle suların gelmesinden sonra ilk 12 saat içinde sancılar kendiliğinden başlar. Bu süreç uzamasına rağmen doğum eylemi başlamıyorsa, bebek ve annede enfeksiyon riski arttığından dolayı doğumun suni olarak indüksiyon (serumla suni sancı) ile başlatılması uygun olacaktır.

Doğumun üç temel evresi vardır:
I. Evre; rahim ağzında açılmaya neden olacak güçteki kasılmaların başlamasıyla rahim ağzının tam açılmasına (10 cm) kadar geçen süreçtir.

Bu evrede servikal açıklığın artması ile birlikte bebeğin başı da içeride bazı manevraları yaparak aşağıya inmektedir (Aşağıdaki resim).




II. Evre; tam açık olan rahim ağzından durumundan bebeğin tamamen doğmasına kadar geçen süreci ifade eder.

III. Evre; bebeğin tamamen doğması ile plasenta ve eklerinin bütünü ile atılmasına kadar geçen süreçtir. Bu evre sonucunda doğum sonuçlanmış olur.

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte doğumda plasentanın çıkmasından hemen sonra annede titreme nöbeti görülür. Bu ciddi bir durum değildir ve bir süre sonra kendiliğinden geçer.

Doğum hangi mekanizmayla gerçekleşir?
Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

Doğumu başlatan mekanizmanın ne olduğu tam olarak bilinmese de rahim kasılmalarının hangi mekanizma ve hormonlardan etkilendiği kısmen bilinmektedir.

Rahim kasılmaları beynin hipofiz bezinden salgılanan "oksitosin" isimli hormon tarafından sağlanır. Ayrıca yine vücutta "prostaglandin" adı verilen bazı maddelerin konsantrasyonundaki değişimler kasılmaları tetikleyebilir. Bu mekanizmaların bilinmesi bize rahim kasılmalarını başlatma ya da durdurma şansı tanır.

Doğum için ne zaman hastaneye başvurmak gereklidir?
 Doğuma yukarıda ifade edildiği gibi ağrılar sıklaşıp şiddeti arttığı zaman gidilmelidir. Gerçek doğum sancıları başladığı zaman gebe bunu diğerlerinden farklı olduğunu algılayabilir.

Ağrıların başlamasıyla sümük gibi bir akıntının olması ("nişan") adeta doğumun habercisidir.

 Bazen ise hiç doğum sancıları başlamadan amniyon suyu gelebilir. Suyun gelmesi hafif hafif ama sürekli şekilde olabileceği gibi birden bacakları ıslatır tarzda da olabilir. Bu durumda da acil olarak doktorunuzu arayınız.

 Kanama gebelik süresince riskli bir durumdur. Her türlü kanama dikkatlice değerlendirilmelidir.  Az veya çok kanamanın olması doğumun habercisi olmakla beraber gebelikle ilgili bir problemi de ifade edebilir.

 Bebeğin hareketlerinde azalma hissedilmesi durumunda da hastaneye başvurulmalıdır. Bu da bebeğin sıkıntıya girdiğinin işareti olabilir. Bu durumda genellikle NST çekilerek ve ultrason değerlendirmesi yapılarak karar verilir.

4  GENEL / Cinsel Sağlık / Evlilikte Cinsel Yaşam Ve İlk Cinsel İlişki : Eylül,09/06/07, 2007, 10:36:52
Evlilik, kadının ve erkeğin beraber yaşamak üzere karşılıklı anlaşma ile oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu kurum sevgiyi, saygıyı, cinselliği, mutluluğu ve üzüntüyü dahi paylaşmayı içerir. Evlilik kadının ve erkeğin sahip olduğu temel haklardan bir tanesidir. Evliliğin toplum tarafından kabul görmesi içinde yasalar çerçevesinde onaylanması gerekir. Gelenek ve göreneklerde evliliğin oluşmasını ve yapısını etkilemektedir.

Kadının ve erkeğin sosyal yaşamdaki rolleri daha doğar doğmaz yetiştirilme tarzları ile başlar. Bu roller toplumsal ve kültürel farklara göre bazı değişikliklere uğrasalar da temelde aynı esaslardadırlar. Kadının yapısı itibarı ile daha duygusal olması kolay incinip kolay sevinmesi hormonları ile ilgili olup bu onun annelik yapabilmesi için gereklidir. Kadın adet gördüğü zaman veya gebe kaldığı zaman veya doğum yaptıktan sonra fiziksel olarak eskisine nazaran daha güçsüz düşer. Bunun sonucunda da erkek koruyucu ve kollayıcı olmak zorundadır.

Kadın ve erkek ilişkisindeki en önemli şey kadını kadın ,erkeği erkek olarak kabul etmek ve karşı tarafın istek ve arzularına saygı duymaktır. Çünkü daha evvelde söylediğimiz gibi daha bebeklikten itibaren farklı yetiştirilir ve farklı hissetmeye başlarız. Bir kadının bir erkeğin nasıl düşündüğünü veya bir erkeğin bir kadının niçin farklı davrandığını anlamasına imkan yoktur.

Çünkü farklı hormonlar etkisi altında olunca karşı cinsin bilemediği ve anlayamadığı duygular gelişir. Mesela kadınlar erkeklerin niçin seks isteklerini kontrol edemediklerini ve devamlı seks istediklerini (daha doğrusu duygusuzca seks yapabilmelerini)pek anlayamazlar. Kısaca açıklayacak olursak erkeklerde devamlı sperm ( meni ) üretimi vardır ve bunun depolandığı kesenin kapasitesi eğer hiç boşalma olmazsa yaklaşık dördüncü günden sonra dolar ve sanki idrar torbanız dolduğunda nasıl işeme arzusu duyuyorsanız ve bu ilerledikçe rahatsızlık yaratıyorsa, erkekte eğer boşalmadığı süre dört gün veya daha fazla olursa devamlı kontrolsüzce seks arzusu duyacak sonuçta belki de saldırganlaşacak ve hatta istenmeyen olaylarla karşılaşılacaktır. Bazen ise doğanın bir savunma sistemi olarak ilişki kuramayan veya masturbasyon yapamayan erkek uykusunda boşalacaktır. Bu gerçeği göz önüne alarak hanımlarımızın eşlerine olan yaklaşımlarına daha iyi değerlendirmelerini istiyoruz ve aralarında olabilecek bazı problemleri cinsellikten uzak durarak onları istedikleri şekilde yönlendirebileceklerini düşünürlerse en yanlış şeyi yapmış olacaklardır.

Erkeklerde kadınları oldukları gibi kabul etmeli ,onların yaşam tarzlarına ve duygusallıklarına saygı göstermelidirler, çünkü bu kadının doğasının bir gereğidir ve duygusal olmayan bir kadın ne erkeğini mutlu edebilir ne de iyi bir anne olabilir.

O zaman karşılıklı sevgi ve saygı ,birbirinin isteklerini anlama ve destekleme evliliğin temel şartlarındadır. Farklı iki cinsin arasındaki diğer insanlardan farklı olan iletişim cinselliktir ve özel olmalıdır.

 

Evlilikte iki farklı cins arasında geliştiği için en önemli iletişim aracı, paylaşım cinselliktir. Uyumlu bir cinsellik her iki tarafında olaylara bakış açısını yumuşatacak ve töleransın artmasına sebep olacaktır. Cinsellik eşler arasında bir iletişim biçimi olup birbirlerine karşı olan duygularının sözle ve bedenle ifadesidir. Birçok kişi için özellikle kadınlar için evlilik cinselliğin başlangıcıdır. Kişiler o güne kadar toplumdaki cinsiyet rollerini öğrenmişlerdir. Ama bu konuda konuşmak değer yargıları ve ön yargılar tarafından zorlaştırılmıştır. Birbirleri ile konuşmaktan kaygı ve isteklerini dile getirmekte güçlük çekerler. Bunu yok etmek içinde sevgi ,saygı ve anlayışla birbirlerini anlamaya çalışmalıdırlar. Evlilikte sağlıklı bir cinsel yaşantı için kadının ve erkeğin kendi vücudunu ve eşinin vücudunu tanımaya çalışması gerekir.

Karşı tarafın nelerden çekindiğini ve ya nelerden hoşlandığını dikkate almak,rahatsız olduğu şeyleri yapmamak veya bunun kötü bir şey olmadığını izah etmek çok önemlidir. Kadın için cinsellikte en önemli şey kendini güvende hissetmektir hele hele yıllarca bir tabu olarak büyütülmüş olan ilk gece,ilk cinsel ilişki korkusu ve o gece yaşayacakları kadının ilerdeki bütün cinsel hayatını etkiliyebilir. Kadın kendini güvende hissederse, sevildiğini ve sayıldığını hissederse ancak cinsel istek duymaya başlar . İlk ilişki sırasında her iki tarafta birbirlerinin bedenlerini yeni tanıyacaklarından ve nasıl tepki vereceklerini bilmediklerinden yumuşak ve anlayış ile yaklaşılmalıdır. Özellikle bekaretini kaybedecek olan hanımlarımız için eşlerinin çok anlayışla yaklaşmaları önemlidir, çünkü kadın o güne kadar hiç bilmediği bir duyguyu yaşayacaktır ve belki de canının çok yanacağını düşünmektedir ama biz erkekler olarak eşimize gerekli güveni verebilirsek, yavaş hareket edeceğimize onun canını acıtmayacağımıza rahatsız olduğu yerde veya acı duyduğu yerde duracağımıza inandırırsak, kadında şüphe ve tereddütlerini atacak ,ilişkiye hazır hale gelecektir. Kadın sevgiyle ve güvenle cinselliği hissedeceği için cinsel ilişkiye girmeden önce ne kadar uzun süre bir yaklaşım yaşanırsa yani ön sevişme yaşanırsa bu kadını o kadar rahat hale getirecektir. İlk ilişkide yaşayabileceklerinizi anlatmadan önce isterseniz bekaret kızlık zarı ( hymen ) nedir kısaca açıklayalım.

Kızlık zarı, vajina ( hazne ) girişinde kadınlarımızın adet görünceye kadar ve de cinsel hayatları başlayıncaya kadar vajeni dışardan gelebilecek mikroplardan ve hastalıklardan korumak üzere doğal olarak oluşmuş bir yapıdır. Çok çeşitli tipleri vardır. Bazı kadınlarımızda hiç olmayabilir, bazılarında yarım olabilir , bazılarında ise halk arasında elastik zar olarak isimlendirilen ve ancak doğumda yırtılabilen türdendir. Elastik zar esasında ortasındaki deliği cinsel ilişkiye mani olmayacak büyüklükte olan bu nedenlede kanamaya neden olmayan zardır. Zarın kalınlığı da çok değişken olup, bazı hanımlarımızda çok ince yapıda ve erkeğin en ufak hareketi ile yırtılabilen yapıdadır. Bazıları ise daha kalındır ve zor yırtılır. Zor yırtılan zarlarda kanama miktarı fazlaca olabilir ,eğer panik yaratacak veya bedensel rahatsızlık yaratacak boyuttaysalar hemen bir kadın doğum uzmanına başvurularak , kanama durdurtulmalıdır. Bazıları ise ilişkide yırtılmayacak kadar kalın olup bunlar ancak bir hekim tarafından uyuşturularak,acıvermeden açılmaktadır.

İlk Gece Hissedilenler ve Yaşanan Sorunlar

Kadın hiç yaşamadığı bir duyguyu yaşayacağı için heyecan duymakta ve aynı zamanda korkmaktadır .Erkek ise belki ilk beraberliğini yaşayacak veya hayatını birleştireceği kadınla ilk deneyimi olacaktır. Bu yüzden onda da başarılı olma duygusu ve korkusu hakimdir. Kızlık zarının yırtılması abartıldığı gibi acı veren bir olay değildir. İlk ilişki sırasında kadın belki bir iğne batması ve ya sinek ısırığı tarzında bir acı duyabilir ve ya duymayabilir ve az miktarda pembemsi bir kanaması olabilir,daha sonra ise daha evvel bilmediği bir dolgunluk ve bası hissi duyacak zaman ilerledikçe ve güven arttıkça bu dolgunluk hissi zevke dönüşecektir. İlişkinin ilk ayında her ilişkide belki başlangıçta çok hafif bir sızlama veya rahatsızlık duyulacak ama bu kısa sürede kaybolacaktır. Cinsel hayatınızı daha kolaylaştırmak ve vajendeki dolgunluk hissine alışabilmek için ilk hafta belirli aralıklarla beş - on dakika vajeninize bir tampon koyabilirsiniz. Bu hem kızlık zarındaki hem de vajen deki genişlemeye alışmanızı sağlayacak, rahatsızlık duymanızı engelleyecektir.

Kızlık zarının bozulmasından sonra kadınlarımızın ilk gece yaşadığı sıkıntıların ikinciside vajinismus dediğimiz vajen çevresini saran kasların spazmı sonucu cinsel ilişkinin imkansız yada çok ağrılı hale gelmesidir. Bu sıklıkla baskılayıcı cinsel yetiştirme sonucu yani aile ve sosyal çevre olarak cinselliğin kötü, yanlış bir şey olduğuna inanılarak yetiştirilen veya çok acı duyacaklarına inanan kadınların cinsel ilişki yaşayacakları sırada bilinçaltının koruma dürtüsü ile vajen girişindeki kasları kasması sonucu oluşur. Yapılması gereken sakinleşmek, belki belli bir süre ilişki denemesine ara vermek veya birkaç gün ertelemektir. Bu arada kadını rahatlatmak ona yaşanacakların evli çiftler arasında hak olduğunu, ayıp olmadığını ve ona zarar vermeyeceğini anlatmaktır. Eğer tekrar denememizde gene aynı sorunla karşılaşıyorsak yapmamız gereken şey profesyonel yardım almak yani bir hekime başvurmaktır. Hekiminiz sizin hem bedensel hem psikolojik olarak rahatlamanızı sağlayacaktır.

Cinsel ilişki sırasında kadını tedirgin eden olaylardan bir tanesi de gebe kalma korkusudur. Çocuk sahibi olmak istenmediği bir sırada gebe kalmak, bunun sorumluluğu veya kürtaj olmanın korku ve baskısı kadını cinsellikten uzaklaştıracak ve soğutacaktır. Evlenmek üzere olan çiftler hemen çocuk sahibi olmak istemiyorlarsa ilk cinsel ilişkiden itibaren gebelikten korunmalıdırlar. Korunmak için bazı yöntemlere evlenmeden önce başlanılmalıdır. Gebeliği önleyici haplar doktor kontrolünde alınmalıdır. Uygun zamanda başlandığında ilk cinsel ilişkiden itibaren gebelikten korurlar . İlk cinsel ilişkide gebelikten korunmak için kondom –prezervatif kullanılması da önerilebilirse de uygulamada pek rahat olmadığı görülmektedir.

Sağlıklı Cinsel Yaşam Için Neler Yapmalıyız ?

İdeal olanı cinsel hayatınız başlamadan önce bir hekime muayene olmak ,cinsel ilişkiye engel bir halinizin bulunup bulunmadığı veya cinsel ilişkide size rahatsızlık yaratabilecek bir sorununuz olup olmadığını öğrenmektir . Ayrıca ilk cinsel deneyiminiz için hekiminizden uyarı ve öneriler almak hem sağlık bir cinsel başlangıç yapmanızı hem de bundan sonraki cinsel hayatınızı mutlu sürdürmenizi sağlayacaktır. Hekiminizden size uygun gebelikten korunma yöntemini istemeniz ve uygulamanızda gebe kalma korkunuzu ortadan kaldıracaktır.

Düzenli hekim kontrolünde olmak yaşam kalitenizi arttıracak ve sağlıklı bir cinsel hayat sürmenizi sağlayacaktır. Bundan dolayı şikayetiniz olsun olmasın her altı ayda bir doktor kontrolünden geçmeyi ihmal etmeyiniz.
5  GENEL / Sağlık / Amniosentez : Eylül,09/06/07, 2007, 10:29:25
 
AMNİOSENTEZ

- Anne karnindaki bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almak
Doğum Öncesi Tanı Yöntemi ( Prenatal Tanı)

Anne karnındaki bebeğin (fetusu) içinde bulunduğu sıvıdan örnekler almak, bu sıvıyı inceleyerek bebeğin sağlığı hakkında bilgiler edinmek için uygulanan yönteme amniosentez denir.

Bu test bebeğin sahip olabileceği bazı anormalliklerin ve sakatlıkların saptanmasında kullanılır.

Amniosentez tüm gebelere yapılmaz veya önerilmez ,ancak gerekiyorsa yapılır,çünkü az da olsa düşük yapma rizokosu veya mikrop kapma şansı vardır.Bu mikrop kapma veya düşük yapma şansı çok çok fazla değildir,ancak ve ancak 200 gebede bir tane bu tip bir sıkıntı görülebilinir.

Eğer yapılması gerekiyorsa veya öneriliyorsa sağladığı bilgi ve fayda açısından bu rizikoları almaya değerdir,son zamanlarda gelişen teknoloji ile yaşanacak problemler azalmıştır.

Kimlere yapılmalıdır;

-Anne yaşının 35 veya daha üstünde olması (bu yaş üstü gebeliklerde sakat çocuk sahibi olma şansı artmaktadır.)

-Daha önce kromozom anormaliği (sakat)olan bir çocuk doğurma veya düşükte bunun tespiti

-Üç veya daha fazla kendiliğinden düşük bulunması(habitual abortus denilen durumun olması)

-Kadın veya kocasında kromozom anormalliği bulunması

-Kadının veya kocasının ailesinde kromozom anormalliği bulunması

-Yakın akraba evliliklerinde doktor gerekli görüyorsa

-11-13. haftada yapılan erken tanı testinde gereklilik görülüyorsa (bu yeni bir yöntem olup Türkiye'de yeni yeni uygulanmaya başlamıştır)

-Üçlü tarama testi dediğimiz 16.gebelik haftası civarinda yapilan kan testinde anormallik olma yüzdesi fazlaca varsa

-Eğer ultrason tetkikleri sırasında gerekli görülmüş se yapılır-yapılmalıdır.

-Sekse bağlı bazı taşıyıcı hastalıkların varolup olmadığına bakmak için (mesela kadınlarda olan hemofili hastalığının taşıyıcılığının olması-hemofili,bir çeşit kanayan kanın pıhtılaşamayıp duramaması hastalığıdır)

-Sinir sisteminin oluştuğu borumsu yapıya ait bir problem düşünülüyorsa, AFP (Alfa-Fetoprotein) seviye ölçümü için .

-Kan uyuşmazlığını vede seviyesini anlamak için

-Rahim içindeki mikrobik durumu anlamak için

-Metabolik hastalıkların tespiti için (Fabry's hastalığı,Tay-Sachs hastalığı vs gibi)

-Ve 50-100 kadar değişik hastalığın tespiti için (orak hücreli anemi,beta talasemikonjenital nefrozis gibi)

-doktorun gerekli gördüğü diğer bazı özel durumlarda yapılır.

Yapılan tespit sonucu bazı hastalıklar tedavi edilebilir,tedavi edilemiyor veya anormallik varsa istemli ve doktor kontrolünde düşük önerilebilinir.

Neler yapılır, nasıl uygulanır:

Bu tecrübeli bir ekip işidir,

Doktor ultrason ile bebeği (fetusu) ve plasenta(bebeğin beslenmesini sağladığı doku)'yı görür. Fetusun durumuna göre karındaki en uygun ve güvenli yaklaşım noktasını seçer.
Bu bölgede cilt altına ağrıyı duymayı yok edecek lokal anestezik denilen ilaçlar verilir,bu acısızdır.
Karın cildi temizlenir.
Amniyosentez iğnesi denilen, özel bir iğne bu noktadan hekim tarafından, karından batırılarak uterusa (rahim ) doğru sokulur.
Çok çok az bir sıvı(bir çay kaşığını dolduracak kadar sıvı) alınır.
Daha sonra iğne çekilir ve gerekli yara bakımı yapılır .
Doktor tekrar ultrason ile fetusun durumunu ve kalp atışlarını izler.
Genellikle bu işlem sırasında herhangi bir ağrı veya acı olmaz.masaya yatışınızla kalkışınız arasında 5-10 dakika toplam zaman gerekir.
Bu işlemden sonra belirli bir süre gebelerin dinlenmelerini isterler.

Nerelerde yapılır: Tecrübeli birekip işidir,gelişen teknoloji ile donanımlı muayenehanelerde yapılabilmektedir,muayenehanede yapılmasının bir sakıncası yoktur.

Ne zamanlar yapılabilir:

Bu işlem, son adet tarihinden 14 ila 18 hafta sonra yapılır.
Günümüz teknolojisindeki gelişmeler, bu işlemin daha da önceleri yapılmasına izin vermektedir.
Erken uygulamaların riskleri konusunda, geniş bilgi yoktur.

Ne gibi rizikoları vardır:

Rizikoları çok çok düşük olmakla beraber(1/200 de bir )bu yöntemin, az da olsa düşüklere sebep olma veya bir enfeksiyona neden olma olasılığı vardır.

Amniyosentez yapılan hastaların, çok az bir kesiminde problem bulunur. Bir çok ülkede bu oran %1-3 seviyelerindedir. Amniyosentez ile erken tanı konan bazı hastalıklar anne karnında tedavi edilebilmektedir.

Yapılmalımı??:

Kesinlikle evet,rizikolarının yanı sıra sağladığı avantaj ve faydaları yüzünden bu rizikolar göze alınabilir düzeydedir.
Baştada yazdığım gibi;eğer yapılması gerekiyorsa veya öneriliyorsa sağladığı bilgi ve fayda açısından bu rizikoları almaya değerdir,son zamanlarda gelişen teknoloji ile yaşanacak problemler azalmıştır
6  GENEL / Hastalıklar / Kulak Burun Boğaz : Eylül,09/06/07, 2007, 10:08:43
Allerjik rinit saman nezlesi



Allerji Ne Demektir: Alerji vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Bu reksiyonlar normal düzeyinde olursa vücudu korumak içindir. Ancak alerjik kişilerde reaksiyonlar zararlı olacak derecede fazladır. Burun bu tür alerjik reaksiyonlardan en fazla etkilenen organlardandır. Alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır ve her yaşta başlayabilir. Allerjenin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen maddeler salgılanır. 15 dakika içinde maksimum seviyeye ulaşır. Alerji her zaman olabileceği gibi sadece belli mevsimlerde de görülebilir.

Rinit Ne Demektir: Burun içini döşeyen mukozanın her türlü iltihabına rinit denir. Eğer bu iltihaba alerjik faktörler neden olmuşsa buna alerjik rinit denir.

Neler Alerji Yapar: Alerji yapabilecek bilinen ya da bilinmeyen çok sayıda faktör vardır. En sık görülenler arasında toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir.

Ne Gibi Belirtiler Yapar: Alerjinin KBB ile ilgili semptomları arasında en sık görülenler burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, kaşıntı, geniz akıntısı, boğazda gıcık, kronik öksürük, orta kulakta basınç problemleri sayılabilir. Alerjik kişilerde alerjik olmayan kişilere göre daha çok sinüzit, burunda et büyümesi (konka hipertrofisi veya polip), astım ve cilt reaksiyonları görülür.

Muayenede Ne Görülür: Alerjik rinitli hastaların muayenesinde burun akıntısı direk olarak görülebilir. Ayrıca burun içinde soluk renk, saydam salgı artışı, ödem(şiş), eğer varsa et büyümesi görülür. Burun içinin görüntüsü bazen hastanın şikayetlerinin dinlemeden bile teşhis koydurucudur. Ağız içinden bakıldığında geniz akıntısı ve farenjit görülebilir.

Ne Gibi Tetkikler Yapılır: Muayene sonrasında allerjiden şüphelenildiğinde en sık uygulanan tetkik deri testleridir. Ancak bu testlerin negatif çıkması hastada alerji olmadığını göstermez. Deri testlerinde çalışılmayan bir allerjene reaksiyon olma ihtimali veya bir allerjenin ciltten girdiğinde alerji yapmayıp solunumla girdiğinde alerji yapıyor olma ihtimalleri vardır. Deri testleri ile hangi maddeye ne kadar alerji olduğu öğrenilebilir. Bu testlerin dışında kanda İgE denilen bir maddenin miktarı ölçülebilir. Ayrıca cilt testlerine göre daha güvenilir ancak uygulaması zor ve pahalı bazı kan testleri de vardır.

Nasıl Teşhis Konur:Alerjik Rinit teşhisinde en önemli konu hastanın anlattıkları (anamnez) ve muayene bulgularıdır. Bu bulgulara göre alerji teşhisi düşünülüyorsa o hasta alerjik olarak kabul edilir. Deri testeleri ve diğer kan testleri allerjenin ne olduğunu anlmaya yöneliktir. Bu testler negatifte çıksa hastaya alerji tedavisi başlanır.

Nasıl Tedavi Edilir: Alerjik Rinit tedavisinde 3 ana kategori vardır.

1-Allerjenden korunma

2-İlaç Tedavisi

3-İmmünoterapi (Aşı Tedavisi)



Allerjenden korunma alerjik rinitin temel tedavi yöntemidir. Ancak bu genellikle mümkün değildir. Hem allerjenin tam olarak belirlenememesi, hem birden fazla maddeye alerji olması hem de allerjen belirlense bile hastanın bu maddeden uzak durmasının mümkün olmaması gibi faktörler tedaviyi zorlaştırır. Ancak yine de hastanın alabileceği bazı önlemler vardır.

- Tozlu ve dumanlı ortmalarda bulunmamak, eğer zorunlu ise maske takmak

- Isı ve nemim ayarlanması

- Polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde mümkün olduğunca içeride olmak ve kapı pencerelerin kapalı tutulması

- Ev içinde mümkün olduğunca halı, kilim battaniye yerine deri, vinlex ve plastik eşyalar kullanılmalı

- Evde bitki ev hayvan bulundurulmamalı

- Özel hazırlanmış nevresim ve çarşaflar kullanılması eğer temin edilemiyorsa tüm çarşaf ve nevresimlerindüzenli olarak sıcak su ile yıkanması

- Elektrik süpürgesinin dışarıya toz vernmediğine dikkat edilmesi

- Tüylü oyuncaklardan uzak durulmalı

- Hasta hangi ortam ve durumlarda şikayetlerinin başladığını veya arttığını hissederse ona göre önlemini kendi almalı



İlaç Tedavisi olarak en sık kullanılan madde antihistaminiklerdir. Bu ilaçlar alerjik reaksiyonlarda rol oynayan histamini azaltmaya yöneliktir. Genellikle de çok faydalıdırlar. Allerjene maruz kalmadan önce kullanıldığında daha faydalıdırlar. Özellikle kaşıntı, akıntı ve hapşırma üzerine etkilidirler. Ancak hangi antihistaminiğin hastaya daha faydalı olacağı biraz deneme yanılma yoluyla belirlenir. Artık etkisi azalmaya başlarsa da başka bir antihistaminikle değiştirilmelidir. Bu ilaçların en önemli yan etkisi uyku hali, ağız kuruluğu, çarpıntı, idrar zorluğu, göz içi basıncının artmasıdır. Ancak son kuşak antihistaminiklerde bu yan etkiler oldukça azalmıştır.

Antihistaminklerden sonra faydasının en çok olduğuna inandığım ilaç kortikosteroidlerdir (kortizon). Bu ilaçlar ağızdan ya da kalçadan uygulandığında etkisi daha fazladır ancak yan etkilkeri de dah afzladır. Bu nenle burun spreyi olarak kullanılırlar. Burun spreyi olarak kullanıldığında yan etkisi çok azdır ve etkinliği iyidir.

Ayrıca dekonjestan denilen burun spreyleri ve kromolin adı verilen ve alerjik reaksiyonları önleyen ilçalar da vardır.

İmmünoterapi (aşı tedavisi) hastanın alerjik olduğu maddeyi düşük dozdan başlayarak artacak şekilde hastanın vücuduna verme tedavisidir. Bu şekilde vücut bu maddeyi tanıyarak alerjik reaksiyon göstermememsi prensibine dayanır. Ancak her zaman iyi sonuç vermez. Başlangıçta haftada bir olmak üzere senelerce aşı olmayı gerektirir. Bazen iyi sonuçlar alınmasına rağmen her zaman önerilmez.

Hangi Durumlarda Ameliyat Gerekir: Alerjiye bağlı et büyümeleri ve sinüzitin kronikleşmesi ilaç tedavilerinin başarısını olumsuz etkiler ve bu durumlarda ameliyat gerekebilir.
__________________
7  GENEL / Hastalıklar / Fizik Tedavi : Eylül,09/06/07, 2007, 09:43:30
Ankilozan spondilit


Ankilozan spondilit nasıl bir hastalıktır?

Ankilozan spondilit, omurga ve leğen kemiğindeki eklemleri tutan, özellikle bel bölgesinde hareket kısıtlılığı yapan, kronik (müzmin) bir romatizmal hastalıktır. Omurganın hareketini sağlayan eklem ve bağlarda gelişen iltihap sonucunda, eklem ya da kemikler hareketlerini yitirecek şekilde birbirleri ile kaynaşabilir. Omurga dışında kalça, diz ve ayak eklemlerinde de iltihaplanma görülebileceği gibi az sayıda hastada çeşitli iç organ bulguları gözlenebilir.

Hastalığın şiddeti kişiden kişiye değişiklik gösterir. Ciddi tutulumu olan hastalarda omurganın hareketlerini tamamen kısıtlayabilir. Buna karşın, sadece sabahları olan hareket tutukluğu ya da bel ağrısı dışında hiç bir yakınması olmayan hastalar da görülebilir. Omurgayı etkileyen romatizmalar spondiloartritler olarak isimlendirilmektedir. Ankilozan spondilit dışında, sedef hastalığının, iltihabi barsak hastalıklarının ve Reiter sendromunun da omurgada iltihaplanma yapabildiği bilinmektedir.

Ankilozan spondilit erkeklerde kadınlardan 2-3 kat daha sık görülür ve genellikle erken yaşlarda (16-35 yaş) başlar.

Ankilozan spondilitin nedeni nedir?

Ankilozan Spondilitin nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın nedenleri arasında kalıtımsal faktörlerin önemli bir yeri vardır. Belirli bir doku grubunu (HLA-B27) taşıyanlarda bu hastalığın gelişme riski belirgin olarak artmaktadır. Yine de HLA-B27 doku grubunu taşıyan herkesde hastalık gelişecek diye bir kural yoktur. Kalıtımsal nedenler dışında başta mikroplar olmak üzere çeşitli çevresel faktörlerin de hastalığın gelişimine katkısının olduğu düşünülmektedir.

Ankilozan spondilitin tanısı nasıl konur?

Bel bölgesinde genellikle 3 aydan daha uzun süren ağrı ve hareket kısıtlanması her zaman ankilozan spondiliti akla getirmelidir. Bel ağrısı özellikle istirahat döneminde belirgindir. Hasta gece ya da sabah ağrı ve hareket kısıtlılığı ile uyanabilir ve hareketle bel ağrısı ve tutukluluk azalır. Çoğu hastada belirtiler, omurganın bel bölgesinde başlamakla beraber bazı hastalarda sırt ve boyun ağrıları da gözlenebilir. Bazen de kaburgaları omurgalara ve göğüs kafesine bağlayan eklemlerde tutulum olabilir. Bu durumda hastada nefes alırken göğüs kafesinin genişlemesinde azalma gözlenebilir. Ayrıca omuz, kalça ve ayak eklemlerinde de tutulum görülebilir. Çoğu hastada topuklarda ağrı ve sert yüzeye basamama gibi yakınmalar olabilir. Bazı hastalarda genellikle tek gözde tekrarlayan iltihaplanmalar gözlenebilir. Gözde kızarıklık, ışıktan rahatsız olma ve bulanık görmeye yol açabilen bu rahatsızlığa "ön üveit" ismi verilmektedir. Sistemik bir hastalık olduğundan aktif dönemde ateş, iştah azalması ve yorgunluk da görülebilir. Ankilozan spondilit kadınlarda genellikle daha hafif ve farklı seyredebilir.

Laboratuvar testlerinde sedimentasyon hızı yüksek olabilir, kansızlık saptanabilir ve HLA-B27 (+) bulunabilir. Omurga ve leğen kemiğinin röntgen filmlerinin çekilmesi de tanıda çok yardımcı ve genellikle yeterli olmaktadır.

Ankilozan Spondilit Nasıl Tedavi Edilir?




Erken tanı ve tedavi, ağrı, eklem ve bağların birbiriyle kaynaşması sonucunda gelişen hareket kısıtlılığının önlenmesinde önemlidir. Ağrıyı ve hareket tutukluğunu azaltmak amacıyla ağrı kesici ve iltihap giderici romatizmal ilaçlar kullanılmaktadır. Hastalığı ağır seyredenlerde ve omurga dışı eklem iltihabı olanlarda "hastalığın seyrini değiştiren" bazı ilaçların olumlu etkilerinin olduğu düşünülmektedir.

Egzersiz, hastalığın en önemli tedavi yöntemlerinden birisini oluşturmaktadır. Eklemlere yönelik yapılan egzersizler, bu eklemlerin normal hareketini ve esnekliğini korumada yardımcıdır. Solunum egzersizleri akciğer kapasitesini korur. Uygun yatma ve yürüme pozisyonları, karın ve sırt egzersizleri normal duruş şeklini korumada etkilidir. Yüzme ankilozan spondilit için en yararlı egzersiz şeklidir. Egzersiz programının ana amacı, devam eden iltihabın önlenmesinden çok, hareket kısıtlılığının ve vücut duruş bozukluklarının engellenebilmesidir.

Özellikle kalça eklemindeki iltihaplanmaya bağlı ciddi hareket kısıtlılıklarında bu eklemin protez ile değiştirilmesini sağlayan cerrahi girişimler çok yararlı olmaktadır.

Hastalığın sürekli olduğu unutulmamalı ve tedavinin etkinliği düzenli kontrollerle izlenmelidir.
8  EĞLENCE / +18 Geyikler / Mutlaka Görünnn : Eylül,09/04/07, 2007, 11:59:38






 kahkaha üssteki
9  GENEL / Sağlık / Beyin Anevrizması : Eylül,09/03/07, 2007, 05:22:22


Beyin Anevrizması
Beyin damarlarından birinin içindeki kas tabakasının zayıflığından dolayı damarda oluşan balonlaşmaya beyin anevrizması denir. Bu balonlaşma damar duvarında incelme ve zayıflamaya neden olur. Bu damarın zayıfladığı bu yerden yırtılması sonucunda oluşan beyin içi kanamaya subaraknoid kanama denir. Bu tür kanamalar inmeye, komaya veya ölüme neden olabilir.

Beyin anevrizması neden olur?

Beyin anevrizmalarının kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak bazı faktörlerin beyin anevrizmalarının oluşumuna katkıda bulunduğu kabul edilmektedir. Bu faktörler şunlardır: 1) yüksek tansiyon; 2) sigara kullanımı; 3) genetik yatkınlık; 4) kan damarlarında zedelenme; 5) bazı enfeksiyonlar.

Anevrizma kanarsa ne olur?

Beyindeki bütün anevrizmalar kanamaz. Bazen anevrizmalar küçük bir damar yırtığından kanar. O zaman beyin içine çok az miktarda kanama olur. Bazen de yırtık çok büyük olur; bu durumda çok daha ciddi bulgular ve hatta ölüm oluşabilir.

Beyin anevrizmasında tedavi seçenekleri nedir?

Şu anda var olan tedavi seçenekleri tıbbi, cerrahi ve endovasküler olarak üçe ayrılmaktadır.

Beyin anevrizmalarında tıbbi tedavi nasıl yapılır?

Yırtılmamış bir beyin anevrizmasının tek tedavisi tıbbi tedavidir. Tıbbi tedavi yaklaşımı da sigaranın bırakılması ve kan basıncının kontrolü stratejilerine dayanır. Anevrizmaların oluşmasın, büyümesi ve yırtılmasına etkili olduğu gösterilmiş faktörler bunlardır. Sigaranın bırakılmasıyla birlikte kan basıncının kontrol altına alınması için bir diyet ve egzersiz programına başlanması; gerekirse kan basıncını düşüren ilaçların kullanılması anevrizmalardaki yırtıkları önlemede etkili yöntemlerdir. Bunların yanı sıra anevrizmanın boyutlarının ve büyüyüp büyümediğinin takip edilmesi amacıyla düzenli olarak radyografik incelemelerin (MRI, CT veya anjiyografi) önemlidir.

Beyin anevrizmalarında cerrahi tedavi nasıl yapılır?

Beyin anevrizmalarına ilk kez “klips” uygulaması 1937 yılında yapılmıştır. 1960’larda klips çeşitlerinin artması ve beyin cerrahisinde mikrocerrahi yöntemlerin kullanılmaya başlanması, beyin anevrizmalarında cerrahi tedaviyi altın standart konumuna getirmiştir. Buna rağmen cerrahi klipsleme ameliyatları büyük ve zor ameliyatlar sınıfına girmektedir.

Klipsleme işlemi kraniotomi (kafatasının bir parçasının çıkartılması) yoluyla yapılır. Kraniotomi ile açılan yoldan beyin ve beyin damarlarına ulaşılır, anevrizma bulunur. Bundan sonra anevrizma, çevresindeki beyin dokusundan dikkatle ayrılır. Bu aşamada anevrizmanın boynuna (tabanına) küçük bir metal (genellikle titanyum) klips uygulanır. Bu klipslerin bir yay mekanizması vardır ve yerleştirildiklerinde anevrizmanın içine doğru olan kan akımını keserler.

Beyin anevrizmalarında endovasküler yay uygulanması nasıl yapılır?

Beyin anevrizmalarının tedavisinde endovasküler tekniklerin kullanılmasına 1970’lerde başlanmıştır. Ancak kullanılan malzemenin 1980’lerdeki gelişimi ve daha sonra 1995’de ABD’de onay almasıyla bu teknik daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Endovasküler yay uygulamasının da amacı cerrahi kliplerde olduğu gibi anevrizmanın yok edilmesidir. Bu tedavinin başarılı olduğuna ilişkin uzun vadeli gösterge, anevrizmanın yeniden ortaya çıkmamasıdır. Tedavi sonrasında anevrizmanın içindeki kan yolunun yeniden açılması ya da anevrizmanın yeniden büyümesi tedavi başarısızlığı sayılır.

İşlem için platinden yapılmış olan yumuşak bir yay kullanılır. Bu yay kasıktaki büyük atardamarlardan biri yoluyla dikkatli bir şekilde beyne kadar ilerletilir ve beyin içinde anevrizmanın içine yerleştirilir. Anevrizmanın içine yerleştirilen yay buradaki kan akımını bozar. Yavaşlayan kan akımının sonucunda burada büyük bir kan pıhtısı oluşur. Oluşan pıhtı ile tıkanan anevrizma kapanır ve yırtılıp kanayamaz. Girişim açısından beyin cerrahisi ile karşılaştırıldığında daha tercih edilen bir yöntem olan endovasküler yay uygulamasının uzun süreli kalıcılığı henüz bilinmemektedir. Ayrıca bütün anevrizmalar da yay uygulaması için uygun değillerdir.

Bu tedavileri kim uygular?

Cerrahi klipsleme işlemini beyin cerrahları uygular. Endovasküler yay uygulamasını ise beyin cerrahları veya girişimsel radyologlar uygular.

Bu işlemler sırasında oluşabilecek yan etkiler ya da tehlikeli durumlar neler olabilir? Hem klipsleme hem de yay uygulaması sırasında ortaya çıkabilecek en tehlikeli durum anevrizmanın yırtılması ve beyin içine kanama olmasıdır. Bu olayın ne sıklıkla görüldüğü kesin olarak bilinmemekle birlikte her iki işlem için de yaklaşık olara %2-3’lük bir orandan söz edilebilir. Anevrizmanın yırtılmasıyla beyin içine kanama olur. Bu da inme, koma veya ölüme neden olabilir. Her iki işlem sırasında da ortaya çıkabilecek olan anevrizma yırtılmasına müdahale, açık beyin ameliyatları sırasında daha rahat yapılabilir. Çünkü bu işlem sırasında kanayan yer daha rahat görülebilir ve kanama kontrolü amacıyla buraya daha kolaylıkla müdahale edilebilir.

Azalmış kan akımı ve dolayısıyla azalmış oksijenlenmeye bağlı olarak gelişebilecek inmeler de bir diğer tehlikeli durum olarak klipsleme ya da yay uygulaması sırasında ortaya çıkabilir. Bu inmenin yaygınlığı ve dağılımı anevrizmanın yerine göre değişir.

İşlemin ne kadar uzun süreceği, oluşabilecek riskler, işlemden ne kadar süre sonra normal hayata dönülebileceği gibi konular anevrizmanın yerine, kanamanın büyüklüğüne ve hastanın tıbbi durumuna bağlıdır. Dolayısıyla her bir kişinin durumu ayrı ayrı ele alınarak hekimiyle tartışılmalıdır.

Subaraknoid kanama daha çok kimlerde olur?

Bu tip kanamalara genellikle 10.000’de 1 rastlanır. Tüm inmelerin yaklaşık olarak %5-10’u subaraknoid kanamaya bağlı olarak ortaya çıkar. Daha çok 20-60 yaş grubunda görülür. Kadınlarda erkeklere kıyasla biraz daha fazla görülür.

Bütün subaraknoid kanamalar atardamarların yırtılmasından mı meydana gelir?

Hayır. Subaraknoid kanamaların küçük bir kısmında atardamar yırtığı bulunmaz. Bu tip kanamalar kendiliğinden olur ve genellikle beyinde perimezansefalik boşluklarda görülürler. Bu tip subaraknoid kanamanın iyileşme şansı çok yüksektir. Bu tip kanamanın toplardamar ya da ince kapiller damarlardan olduğu sanılmaktadır.

Subaraknoid kanamanın belirti ve bulguları nedir?

En sık rastlanan bulgu ani başlayan başağrısıdır. Bu başağrısı genellikle “şimdiye kadarki en kötü ağrı deneyimi” olarak adlandırılır. Ağrıdan önce kafa içinde bir patlama hissi alınmış olabilir. Bütün kafada olan ağrı genellikle arka taraflarda daha şiddetlidir. Bulantı ve kusma da başağrısına eşlik edebilir. Bunun yanı sıra bilinç bulanıklığı, dikkatte azalma ve giderek komaya kadar gidebilen bilinç bozuklukları görülebilir. Görme bozuklukları, çift görme, görmede kör noktaların olması veya tek gözde ani görme kaybı da ortaya çıkabilir. Boyun ağrılı ve serttir. Işık gözleri rahatsız edebilir. Boyun ve sırt ağrıları olabilir. Kişi havale geçirebilir. Bedenin bir bölgesi hareket ettirilemeyebilir veya o bölgedeki duyular yitirilebilir. Kişilik bozuklukları, kafa karışıklığı, sinirlilik,ortaya çıkabilir.

 
10  GENEL / Hastalıklar / Ihtıyoz : Ağustos,08/30/07, 2007, 05:01:32
İhtiyoz a balık pulu hastalığı da denir. Bunun nedeni karakteristik döküntüsünün görünümüdür. Kalıtım yoluyla geçen cilt hastalıkları içinde en sık görülenidir.
Belirtiler : Küçük çocuklarda kuru, pullu cilt.

Bu hastalık genellikle 1 ile 4 yaşları arasında ilk defa ortaya çıkar. Bazen yetişkinlik yıllarında tamamen kaybolup daha ilerde yeniden belirir. En fazla belirgin olan döküntü yerleri dirsekler, dizler ve ellerdir. Genellikle, kışın daha kötü olur. İhtiyoz, atopik dermatitle bağlantılı olabilir.

Tedavi

Etkilenen yörelere vazelin sürün ve gece naylonla sarın. Günde iki kere kullanmak kaydıyla laktik asit losyonu ve gece kremi sürmek faydalı olabilir.

11  EĞLENCE / +18 Geyikler / '31' Çekme Nerden Geliyor : Ağustos,08/24/07, 2007, 01:39:06
Osmanli zamaninda, insanlar küfür etmek isteyip de
dilleri varmadığı zaman, o küfürün "ebced" hesabı
ile ilgili karşılığını söylerlermiş...

Mesela İbne kelimesi 58 sayisina denk geldigi için
"lan 58 in evladı" falan şeklinde...

Ayrıca malum eylem icin "el çekmek" tabiri
kullanılırmış eskiden...

El kelimesinin ebceddeki karsiligi 31 dir. ( Elif == 1
, Lam=0 Elif+Lam=1 )

İnsanlar aman çocuklar duymasın,
aman ayıp olmasın derken "el çekmek" yerine "31
çekmek" lafını kullanır olmuşlar.

Gel zaman git zaman , "el çekmek" fiili unutulmuş, ve
sayılı hali baki kalmistir...
İşte olay budur arkadaşlar...

12  EĞLENCE / +18 Geyikler / Türkiyenin En Kapsamlı Cinsellik Araştırması : Ağustos,08/24/07, 2007, 01:37:12
Türkiye'nin en kapsamlı cinsellik raporu

1) Türkiye'de kadınların % 67'si yatakta orgazm taklidi yapıyor: % 12'si Seda Sayan'ı, % 9'u Hülya Avşar'ı, % 6'sı Bülent Ersoy'u, geri kalan ise ...................................

2) Türkiye'de erkeklerin % 64'ü ilk cinsel deneyimlerini genelevde Havalı Deniz'le yaşıyor. % 13'ü şişme bebekle (yine Havalı Deniz aslında), % 6'sı şişme eşekle, % 3'ü gerçek eşekle, % 1'i (nerden buluyorlarsa) koalayla, % 1'i İngiliz anahtarıyla, % 3'ü testiyle, % 2'si tepsiyle, geri kalan kısım ise dilimizin varmayacağı yöntemlerle ilk deneyimlerini gerçekleştiriyorlar.

3) Türkiye'de çiftlerin tercih ettikleri doğum kontrol yöntemleri şunlar: % 29 geriye çekilme ve ardına bakmadan koşma, % 21 'kontrolünü kaybetme!!' diye birbirine bağırma, % 17 galoş takma, % 8 bone takma, % 4 'bu ne?' diyerek prezervatifi sağ ayak serçe parmağına takma, % 5 kontrolsüz güç, güç değildir mantığıyla şambrel takma, % 6 ilişki sırasında tereyağlı su böreği yeme, % 10 bir şey takmayarak bu konuyu kafaya takmama...

4) Türkiye'de çiftlerin tercih ettiği pozisyonların yataklara göre dağılımı ise şöyle: Al takke ver külah pozisyonu % 13, alan razı veren razı pozisyonu % 12, sen benim kim olduğumu biliyor musun pozisyonu % 4, kabız kanguru pozisyonu % 5, sahalarımızda görmek istemediğimiz hareketler % 21, tavşan kaç, tazı tut pozisyonu % 14, aman kafana dikkat pozisyonu % 8, kırıcan mı belimi pozisyonu % 5, yat yere tayyare geçiyor pozisyonu % 4 , bariz penaltı pozisyonu % 7, sizi bir yerden çıkarır gibiyim pozisyonu % 7. Grup sekslerde tercih edilen pozisyonlar ise, Bremen Mızıkacıları pozisyonu ve 9 kat tat...

5) Sevişmek istemeyen kadınların sığındığı bahanelerin sıralaması: Bugün başım ağrıyor % 32, dün başım ağrıyordu % 4, bugün yanlarım ağrıyor % 20, yarın bayram erken kalkmam lazım % 16, aman Allah'ım belden aşağımı hissetmiyorum felç oldum % 12, yaklaşanı vururum, teker teker gelin ulayyn % 9, ben ne yapayım, her gün dövüyorsun, onun için mosmor oldu her yerim biraz nadasa bırak beni iyileşeyim öyle gel üstüme % 7...

6) Sevişeceği gelen erkeğin eşine bu durumu anlatma yöntemlerine gelince: Hanım gel bak sana ne göstericem % 11, çocuklar yattı mı % 21, şu uyku hapını neden çocukların erişebileceği yerde saklamıyoruz % 14, hayatım benim bir kaburgam fazla mı, yoksa bana mı öyle geldi bir saysana? % 9, ne güzel demiş adamlar savaşma seviş diye % 6, bugün benim sünnet oluş yıldönümüm biliyor musun % 9, gel ulan buraya % 30...

7) En çok gerçekleştirilen fantezi: İşe geç kalmış sekreter fantezisi % 5, şuraya 10 dakika park edebilir miyim, hemen gidicem fantezisi % 6, Beyazıtlı prens fantezisi % 18, ne fantezi olsa yaparız fantezisi % 7, bir gece yarısı kapıyı ansızın çalan uzay mekiği pilotu fantezisi % 2, ne fantezisi ulan adet çıkarma akşam akşam fantezisi % 17, halı sahada maça bekliyor arkadaşlar acelem var ona göre fantezisi % 35, televizyon karşısında uyuya kalan kocanın başından aşağı kızgın yağ dökme fantezisi % 10...
havalı Sevişme öncesi giyilen giysi ve aksesuvarlar: Yağmurluk % 5, saç tokası % 13, devenin nalı % 3, kaz tüyü % 11, zıbın % 7, çelik yelek % 8, çinko don % 5, kasap önlüğü % 12, dantel masa örtüsü % 6, şıpıdık terlik % 10, hiçbir şey % 20...

13  EĞLENCE / +18 Geyikler / Bebek Nasıl Yapılır ? : Ağustos,08/24/07, 2007, 11:48:17
Almanyada çocuklara anlatılan şekil


14  EĞLENCE / +18 Geyikler / Bir Kadin Porno Filimden Sonra Hamile Kalirsa Ne Olur : Ağustos,08/24/07, 2007, 11:23:48
Doguma girmek uzere olan kadina hemsire

sorar:
- "Kocanizin da dogumda bulunmasini ister
misiniz?.."
- Eeeeee... Hayir. Esasinda ben evli degilim..."
- "Peki erkek arkadaniz?..."
- "Erkek arkadasim da yok..."
Hemsire meraklanir...
- "Eeee... Peki. Bu iste ortak olan sahis? Onu
istermisiniz?..."
Hamile kadin cevaplar:
- "Uzgunum. Kimseye bagli degilim ve yalniz kalacagim..."
Dogum gerceklesir ve hemsire kadinin yanina gelir.
- "Tebrik ederim. Cok saglikli bir kiziniz oldu."
- "Oh. Tanrim. Ne kadar mutluyum. Kizimi gorebilir miyim?"
- "Elbette. Ancak gormeden once bilmeniz gereken bir sey var..."
Kadin korku ve endiseyle sorar:
- "Nedir? Lutfen soyleyin. Bir sorun mu var yoksa?..."
- "Eeeee.... Bir sorun mu bilmiyorum. Bebeginizin teni biraz koyu, yani acikca soylemek gerekirse... Bebeginiz aslinda zenci..."
Kadin basini onune eger ve uzuntuyle konusur:
- "Ahhh. Evet. Nasil anlatsam... Isim ve guvenebilecegim kimsem yoktu. Ne aile ne arkadas, hic kimse. Gidecek bir yerim de yoktu. Cok kotu durumdaydim. O yuzden gecen yil bir porno filminde oynamayi kabul etmek zorunda kaldim. Yapacak bir seyim yoktu.
Basroldeki erkek de bir zenciydi..."
Hemsire anlayis ve sefkatle basini sallar:
- "Anliyorum sizi. Tabii beni ilgilendirmez. Ozel hayat sonucta.
Lutfen kusuruma bakmayin... Ama... Belki... Sanirim bir nokta daha var..."
- "Evet?... Lutfen cekinmeyin, soyleyin...Baska bir sey mi?..."
- "Seyyy. Bebeginizin cok guzel, lepiska gibi, sapsari saclari var.."
- "Bakin. Gercekten cok zor gunlerdi. Oynamayi kabul ettigim film tam bir hard pornoydu. Filmde sadece zenci yoktu; bir tane de Isvecli vardi. Bir ogrenci, parasiz kalmis, tipki benim
gibi...."
- "Pardon, pardon... Ustume vazife degil ama... Gercekten ozur dilerim...
Belki bilmek istersiniz, birsey daha var...Bebegin gozleri de cekik..."
- "Hayat bana hic acimadi. Zor bir filmdi gercekten. Bir erkek daha vardi. Bir Cinli gocmen... Belki beni yadirgadiniz ama ne yapayim. Yapacak baska bir seyim yoktu..."
- "Sizi anlayisla ve saygiyla karsiliyorum. Uzmek istememistim. Isterseniz artik bebegi gorebilirsiniz..".
Beraber bebegin yanina giderler. Kadin misil misil uyumakta olan bebegin yuzune sert bir tokat vurur. Bebek ciglik cigliga aglamaya baslar.
Hemsire bu duruma tepki gosterir.
- "Aklinizi mi yitirdiniz siz? Neden vurdunuz uyuyan bebege?..."
Kadin sevincle cevap verir:
- Yok bir sey, takma kafana.... Yalniz sana birsey soyleyeyim mi...
Havlayacak diye odum koptu....((birde köpek warmış filimde herhalde))
15  EĞLENCE / +18 Geyikler / Kadınlara 99 Seks Önerisi Ve Bir Elemanın Bu Önerilere Cevapları : Ağustos,08/24/07, 2007, 11:16:41
Cosmopolitan dergisinde geçen ay bayanlar için 99 maddelik seks önerileri yayınlandı. Bir erkek okur 99 maddeye tek tek cevap yazdı.
İşte Cosmopolitan’ın kadınlara seks önerileri ve erkek okurun yanıtları

1.Oral seks yapar gibi öpüşün,dudaklarını dudaklarınızın arasına alın ve dilinizle dilinde daireler çizin.
(dakika bir, gol bir. erkek dudağı lolipop mudur, kornet dondurma midir? neyin arasına alıyorsun sen o dudağı ? oral seks yapar gibi öpüşmek konusuna girmiyorum bile...)

2.İki elinizle poposuna kararlı bir biçimde dokunun.
(nası ya.. kimin poposuna kararlı dokunduruyon . alooo )

3.Oral seks yaparken şunu unutmayın. ne kadar çok tükürük,o kadar çok zevk.
(oldu olacak bir de balgam at temizinden; renk gelsin ilişkiye.)

4.Onun üstündeyken, yalnızca cinsel organının ucuyla size değecek biçimde durun,sonra birden kendinizi aşağı bırakın.
(oooldu. bunu takiben suratınızın ortasına birden yumruk yerseniz,şaşırmayın.Bungee jumping yapıyor sanki. ‘kendinizi bırakın’ mis.lahavle...)

5.Onunla çamaşırını çıkarmadan sevişin.sonra da devamı için bir sonraki buluşmaya kadar beklemesi gerektiğini söleyin.
(ollllllllldu canım, oldu bebeğim.Yazının başlığını karıştırdın herhalde.erkeği “mest” edecek hareketler demişiz, “katil” edecek değil...)

6.Ona resimli bir e-posta yollayın. resim mutlaka seksi olsun,resimdeki kişi ise siz.
(sonra ortak çevreden denyonun biri e-mail hesabına dalsın;onbeş dakikada bütün şirketin maymunu olun. bravo, devam...)

7. Parmaklarınızın ucunu ıslatıp kulak memelerine dokunun.
(takmış bu dokunmaya. kulak memesi kıvamı yemek tariflerinde kullanılır ekseriyetle)

8.İpek birşeyler giyin, sonrada çıkarıp onunla vücuduna dokunun.
(eh hedef kitle cosmo kadını olunca her gardropta ipek eşantiyon bulunması elbette garanti. sieeee...)

9.Onu öptüğünüz zaman alt dudağını hafifce emin.
(tamam, buna bir lafım yok.)

10.Seks yaparken gözlerinizi gözlerinden ayırmayın.
(oldu olacak you nasty de deyiverin. porno film mi çekiyoruz burada be?)

11.Meme uçlarıyla oynayın.
(gıdıklar.Çok pis gıdıklar; bozar atarsınız ambiyansı. Benden söylemesi)

12.Oral seksin üç unsurunu bilin: büyük ağız, hareketli dil, kararlı tutuş.
(kararlı tutuş nedir ulan? düşmana karşı taarruza mı geçiyorsun? neyin kararı?)

13.Erkeğinizin üstüne çıkıp, cinsel organını göğüslerinizin altına alın ve dans başlasın.
(tahayyül etmeye çalıştım; beceremedim. göğüslerin arasına alın demeye çalışmış herhalde yazar. tabii şu noktada herkes bir Jenna, herkes bir Nadide sultan.)

14. Boynunuzdan öpmesine izin verin . Her ne kadar liseden kalma gözüksede, erkekler bundan büyük zevk alıyorlar.
(öpülen taraf zevk alır diye biliyordum ben. bir yanlışlık var burada.)

15.Cool restoranlarda masanın altından ona sıcak hareketler yapın.bacağınızı dizinin arasına sokun, sonra daha yukarı çıkın ve baştan çıkarın.
(oldu olacak masanın altına girin ;oynasın.)

16.Onunla yataktayken, başkalarının seks tecrübelerinden bahsedin,bu kanını kaynatacak.
(bize ne arkadaşım el alemden?)

17.Ona oral seks yaptıktan sonra, ateşli bir şekilde öpüşün.
(yuttuktan önce mı? sonra mı?)

18.Saçlarınız uzunsa,onları açıp, bütün vücudunu okşayın.
(ağzına burnuna girsin saçınız; hapşurun güzelcene.)

19.Seks yaparken kendinizi kameraya çekmeye ne dersiniz? teklif kadından gelirse son derece baş döndürücüdür.
(tabii, bir de internet sitesi kurduk mu gelsin amatör pornodan paralar.)

20.Elleri kullanmadan oral seks sıfırdır. mutlaka ellerinizide kullanın.
(git bi çay koy. o kadar.)

21.Yavaş tempoyla sevişin.
(bu seçim meselesi; yorum yapmıyorum.)

22.Ön sevişme sırasında testislerinin arasındaki bölgede parmaklarınızla dans edin.
(parmaklarınızla dans edin evet. çok daniella steel okumuş bunu yazan. o çıkıyor buradan. Ki erkek vücudunda testislerin arasındaki bölge yoktur.)

23.Dudaklarınız kulağına dokunacak kadar yakınken,seksi şeyler fısıldayın.
(ne gibi?)

24.Parmak uçlarınızla, bütün vücudunda daireler çizin.
(bu güzel, sevdim bunu)

25.Orgazma ulastığınızda, tırnaklarınızı hafifçe boynuna geçirin.
(ki akabinde de erkek suratınızın ortasına okkalı bir tokat geçirsin. nasıl bir cinsel hayatı olmuş bunu yazan karının çok merak ediyorum.)

26.Elbiselerinizi çok yavas çıkartın. erkekler kadın vücudunu seyretmekten çok hoşlanırlar.
(arkaya da bir striptiz müziği, önceki maddeden bir kamera;tamam işte, şahin ki halt yemiş.)

27.Canınız seks yapmak istediğinde erkeğinize söyleyin.erkekler her zaman, her yerde seks için firsat yaratabilirler.
(doğrudur)

28.Yatakta yabancı dilde konuşun.
(tamam oldu memleket. fuck me repliğini yatağa soktuk mu AB ye girdik demektir. hem bize de you nasty diyebilecek fırsatlar çıkar.)

29.Masaj yağını ılıtın ve erkeğinize bir masaj ziyafeti tattırın.
(masaj yağı? ayçiçek yağı olsa olmuyor mu? hem bir de güreş tutardık başlamışken.)

30.Erkeğinizin üzerindeyken, kıpırdamayı durdurun ve içinizdeyken kegel egzersizlerini yapın yani pelvis kaşlarınızı SIKIP bırakın.
(buna da bir lafım yok)


31.Dışarı çıktığınızda elbisenizin altına iç çamaşırı giymeyin ve bunu sevdiğinize söyleyin.


32.Gözünüzü bağlamasını ve size dilediği şeyleri yapmasına izin verin. Bazı erkekler seyredildiklerinde içlerinden geldiği gibi davranmaktan utanırlar
(teşhircilik tamamlandı, şimdi bondagea geçiyoruz. iyi uçuşlar.)

33.Yüksek sesle seks dergisi okuyun.
(ne?)

34.Barda karanlık bir köşeye çekilip bluzunuzu düğmelerini açın.ellerini içeri sokmasına izin verin.
(sonra bir bakin erkeğinizi çekmişler bir köşeye, ağzını burnunu kırmışlar;size doğru geliyorlar. los angeles mi lan burası?)

35.Erkeğinizin parmaklarını emin.
(hadi buna da tamam diyelim)

36.Seks sırasında parmaklarınızı ıslatmayı istediğinizde,tükürüğünüzü değil, vajina salgısını kullanın.
(seks sırasında içinizdekine ek olarak vajinanıza parmaklarınızı da sokmaya çalışırsanız hastahanelik olabilirsiniz.)

37.Kısmen giyinik seks yapın, sırf bluzunuzun düğmelerini açıp,iç çamaşırınızı kenara çekin.
(sutyen kopçasını görmeden açmayı bilirdik de sutyeni yana çekmek ne oluyor?)

38.Ona oral seks yapmadan önce bir bardak buzlu su içirin.
(arkadaşım, soğukta büzüşür o alllloooo&#33.

39.Doğum gününde ona süpriz yapın : ipek çarsaf alarak yatağına uzanın ve onu orada bekleyin.
(Tabi... bunu yazan Cosmopolitan dergisinin kesin "ipek çarşafları dergimizin 24. sayfasında reklam vermiş olan home storedan temin edebilirsiniz" şeklindeki imasını anlayabilirsiniz. )

40.Eski bir gömlek giyip, onu üstünüzde parçalamasına izin verin.
(burdan da Cosmo dergisi şunu söylemek istiyor. "Gömleğin yenisini 26. sayfada reklam veren Guess mağzasından bonus kart’a 3 taksitle)

41.Onu oral seks yaparak uyandırın.
(buna biz de değinmişiz sözlükte bkz)

42.İş yerine e-posta gönderip ayrıntılı bir şekilde,nerede ve nasıl seks yapmak istediğinizi yazın.
(bu e-posta sakat arkadaşım. hem adam işe gitmiş, çalışacak.verimi düşürmenin alemi var mı?)

43.O ayaktayken oral seks yapın.
(ağzınıza alırken yukarı, erkeğin gözlerinin içine bakıp saçlarınızı da sola atın. atın ki sağdan çekim yapan kameranın önü kapanmasın.)

44.Hiç bir şey söylemeden seks yapın.Sır dolu atmosfer heyecan verici olabilir.
(Sır dolu atmosfer? herkes sevişirken çene mi çalıyor bir yandan?)

45.Doğum gününü pahalı bir restaurant'da kutlamak yerine,ucuz bir motel'e gidip çılgınlar gibi sevişin.
(isteyene bahane mi yok be? tövbe...)

46.Seks oyuncakları içeren internet sayfasını ziyaret edin.
(ziyarette kalmayın, ticarete atılın. 21 inc bir vibrator erkeğinizi mest etmekle kalmayacak, depresyona sürükleyecektir.Şöyle ki bir noktadan sonra alışmış kudurmuştan beterdir.)
47.Sabah duşunu alırken, sizde girin ve birbirinizi sabunlayın.sonra mı ? vaktiniz varsa seçim sizin..
(bu da olur. hem sudan da tasarruf etmiş oluruz belki.)

48. Alt taraflarına indiğinizde bacaklarından süzülün.
(bunu anlamadım. nereye süzülüyoruz? Türkçe mi bu?)

49.Bara gitdiğinizde şu oyunu oynayın : birbirinizi tanımadığınızı farzedip,ondan sizi "kandırmasını" isteyin.
(ortamdaki elemanlar da “vay be herife bak, yedi ilik gibi hatunu” diyecekler değil mi? değil. .. kaldı ki yazım hatası içeriyorndan sizi “kaldırmasını” isteyin olacak.)

Sayfa: [1] 2 3 ... 18
İstatistikler
Üye: 187852
Mesaj: 369438
Konu: 72950
Hoş geldiniz pascal131, yeni üyemiz.
Sponsor Linkler
Geveze.net Türkçe Mirc
mirc
Trsohbet.com Chat
sohbet
BahisTahminleri.net
iddaa
Oruçoğlu Nakliyat
Evden Eve Nakliyat

Akdeniz Nakliyat
Evden Eve Nakliyat
Çelebi Nakliyat
Evden Eve Nakliyat
Bunlara Baktınız Mı ?

Forum Yarışmaları
Online Üyeler

Daha Fazla İstatistik
Foruma Üye Ol
Forumda Görev Al

Son 10 Konu

Kızların Küfretmes...

Bugün Sizi Anlatan...

Sizce kaç tane at ...

Gyzemi Özledim

Başlık Bulamadım :...

Gyzem sohbet odası

Yakıcı Güzellik...

Palmiye Adası_inan...

Arabamı?barmı?

Teksaslı Adam 40ya...
Duyuru
Arşiv

şiir yarışmaları resim yarışmaları site haritası ses yarışmaları forum yarışmaları atatürk resimleri islami resimler ramazan ayı ve bayramlar dini hikayeler ilahi peygamberler güncel haberler hukuk siyaset forumları  siyaset meydanı siyasi kara kuvvetleri hava kuvvetleri deniz kuvvetleri silah sistemleri askeri resimler hayvanlar alemi hastalıklar rüya tabirleri komik videolar edebiyat forumu meslek rehberi ödevler diyet oyun download full oyunlar cs serverleri online oyunlar knight online avrupadan futbol iddaa cep için videolar cep için filmler film izle flim izle belgesel izle forum dizi izle amatör müzik mp3 yerli Türkçe klipler şarkı sözleri arabeks rapçılar program paylaşım msn smf google forumu emo youtube

iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması

YORUMCUYUZ.NET | FORUM | Youtube | Dizi izle |indir download| Ödev Arşivi | Siyasi Forum | Eğitim Ögretim | Powered by SMF 1.1.4.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
Bu Sayfa 0.163 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu


YORUMCUYUZ.NET
Sitemize üye olarak hizmetlerimizden en iyi sekilde yararlanabilir ve forumda ücretsiz yazar olabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.

kapat